Football is for you & me, not for fucking industry

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Fakir Fenerbahçeli İstemiyoruz !

Ne dünyadaki büyük kulüplerin kombine kart fiyatları, ne ekonomik kriz, ne vatandaşın maddi durumu, ne Denizli'de 100 TL olan deplasman seyircisi bilet fiyatı ne de Fenerbahçe-Sivas maçı için belirlenen en düşük 55 TL en yüksek 265 Tl olan bilet fiyatları... Ne FBTV nin süper lüks giyim mağazalarında, sosyete kuaförlerinde ve lüks restaurant masalarında sunulan programları ne de Bağdat Caddesi sınırlı vatandaş portresine hitap eden programları... Endüstriyel futbolun kalesi Fenerbahçe. Onun milyar dolarlık yöneticileri ve sadece milyar-milyon dolara sahip insanlarla oluşturmaya çalıştıkları bir yapı. Seveni zengin olsun, parası öylesine bol olsun ki önüne ne konursa konsun itiraz etmeden saysın parayı. Parası olan sevsin, giyinsin, üye olsun. Parası az olan ara sıra gelsin ama mümkünse uzak dursun. Parası olmayan sadece sevsin ama uzaktan. Yaz tatili. Emekli maaşını çeken dede ilkokul öğrencisi torununu alıp maça götüremesin. Evinin kirasını zor ödeyen memur baba evladını maça götüremesin. Anadoludaki ailesinden uzakta İstanbul'da okumaya ve giderlerini karşılamak için part time çalışarak para kazanmaya uğraşan genç stada gelemesin. Zaten FBtv diyor ki bu mağazadan alışveriş yapabilecek, bu restauranta gidip yemek yiyecek, bu arabaya binecek, bu tatil yörelerinde gezip tozacak, bu gece kulübünden ve bu kuaförden çıkmayacak insanlar izlesin. Maddi kapasiten yok ise "bu stada sakın gelme"... Tv den izle. Hatta izleyeme. LigTv yetmiyordu D-Smart a da para bayıl. Ya da git cafeye-bara onların kirasına ortak ol Fenerbahçeni izlemek için. Onlar 52000 para babası ile dünya kulubü olacaklar, senin neyine Fenerbahçe.
Fenerbahçe neden halkın takımıdır bilmeyenler, bilemeyenler, öğrenmekten korkanlar, paralarının hesabını bilmeyenler, Fenerbahçe sayesinde eskiden aldıklarından 10 kat fazla ihaleler alıp servetlerine kat be kat servet katanlar size diyor ki "Gelmeyin, fakirliğinizle sizin ne haddinize Fenerbahçeyi stadyumda izlemek!"...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Futbol Kültürdür

7 Ağustos 2009 sadece Turkcell Süper Lig için start tarihi değildi. Almanya Bundesliga 1 ve 2, Fransa Ligue 1 ve 2, İngiltere Championship ve League 1 - 2 + Conference başladılar. Hollanda Casino Eredivisie ve Belçika Jupiler League de ise 2.haftalar tamamlandı. Biraz zahmetli oldu ama orta karar bir araştırma yaptım. Futbol aşkıyla yanıp tutuşan Avrupa'da ilk haftalarda maçları stadyumlarda kaç kişi izlemiş?
Almanya ile başlayalım:
*Almanya Bundesliga en fazla seyirci /78200/ B.Dortmund - Köln maçında. En az seyirci /20000/ Mainz 05 - B.Leverkusen maçı.
*Almanya 2.Bundesliga en fazla seyirci /27216/ FC Kaiserslautern - G.Fürth maçında. En az seyirci /4775/ seyirci FSV Frankfurt - Duisburg maçı.
*Fransa Ligue 1 en fazla seyirci /32725/ Bordeaux - Lens maçında. En az seyirci /10391/ Le Mans - O.Lyon maçı.
*Fransa Ligue 2 en fazla seyirci /13154/ Strasbourg - Chateauroux maçı. En az seyirci /2211/ Sedan - Havre maçı.
*İngiltere Championship en fazla seyirci /33010/ Derby C - Peterborough maçı. En az seyirci /13025/ Preston - Bristol maçı.
*İngiltere League 1 en fazla seyirci /27681/ Leeds U - Exeter C maçı. En az seyirci /4349/ Yeovil - Tranmere maçı.
*İngiltere League 2 en fazla seyirci /9396/ Notts C - Bradford C maçı. En az seyirci /2866/ Aldershot - Darlington maçı.
*Turkcell Süper Ligi en fazla seyirci /15500/ Bursaspor - Kasımpaşa maçı. En az seyirci /2000/ Gençlerbirliği - Kayserispor maçı.

Birde ortalamalara bakalım:

Bundesliga da 36811 ortalama seyirci ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %86.
2.Bundesliga da 17800 ortalama seyirci ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %61.
Ligue 1 de 19300 ortalama ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %57.
Ligue 2 de 6100 ortalama ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %41.
Championship 21000 ortalama ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %53.
İngiltere League 1 de 13169 ortalama ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %58.
İngiltere League 2 de 4853 ortalama ilk hafta. Kapasitelere göre doluluk oranı %56.
Turkcell Süper Lig de 9300 ortalama ilk hafta. Olimpiyat stadının kapasitesi dolayısıyla doluluk oranı İst.B.Belediye - Beşiktaş (7500 seyirci) dahil edilmeden hesaplanmıştır. Kapasitelere göre doluluk oranı %37.

Futbol kültürdür ve bu kültüre ilk maçtan sahip çıkanların sayıları yukarıdadır.

9 Ağustos 2009 Pazar

Endüstriyel Futbol Cinayetleri Sürüyor

Futbolun en büyük düşmanı endüstriyelleşmenin yeni bir cinayeti !
Hedef bu sefer Espanyol takımının 26 yaşındaki kaptanı Dani Jarque oldu.
Endüstriyel Futbol bir can daha aldı.
Ve büyük bir çoğunluk "kalp krizi, vadesi dolmuş, yazık oldu, sağlık skandalı" diye geçiştirecek bu cinayeti.
Oysa katil belli "Endüstriyel Futbol".
Koyun sürüsü gerçekleri anladığı zaman Endüstriyel Futbola dur demek için çok geç olacak.

31 Temmuz 2009 Cuma

Hata Kimde ?

Öncelikle yandaki gazete küpürüne bakın. Tanju Çolak'ın bu pozu sarı lacivertli formayı giydiği günlerde deplasmanlı basketbol ligi (Efes-Fener) play off müsabakasında çekilmiş. Galatasaraylı oluşu tescilli ancak o dönemde formamızı giymiş Tanju, basketbol maçında Fenerbahçeye yapılan bir haksızlık üzerine hakemleri kovalamış, tepkisini sertçe dile getirmiş. Tanju Çolak, Galatasaray taraftarı ancak Fenerbahçe forması giydiği bir dönemde Fenerbahçe'nin hakkını arıyor kendince...
Calvin Roberts, Selçuk Yula, Hasan Vezir, Nilay Yiğit, Esra Şencebe, Esmeral Özçelik, Volkan Güç, Ali Peçen, Özlem Özçelik, Pelin... Fenerbahçe forması giymiş, giydikleri dönemde baş tacı yapılıp lakaplar takılmış ancak bir süre sonra ezeli rakibimiz Galatasaray'a ya da başka takıma gitmişler ve Fenerbahçeye karşı oynamışlar. Fenerbahçe'den ayrılma sebepleri bazen para, bazen kadroda düşünülmemek, bazen gözden çıkarılmak, bazen ise vefasızlık olmuş. Ama hepsi ve ismini yazmadığım onlarcası bu durumu yaşamış. Onlar spor yapmaya ve para kazanmaya devam etmişler. Taraftarlar ise eskiden tribünden şimdi ise forumlardan basmışlar kalayı...
Acaba bazen formayı unutup içindekine fazla ve haketmedikleri değerler biçiyoruz da sonra "hakaret" etmeyi kendimizde hak mı görüyoruz? Yoksa asıl hatayı onlara biçtiğimiz değerlerle zamanında biz mi yaptık?
Bence biz sadece çubuklu formaya aşığız. Ve öyle kalmalıyız. O formayı taşıyana 3 ayda değer biçmek, kral, kraliçe demek yerine onları taşıdıkları formanın değerine layık mücadele etmeye mecbur bırakacak ortamı hazırlamalıyız. Sonra giden gider, kalan bizimdir. Gidenleri ara sıra iyi kötü hatırlarız oysa kalanlar marşımızda satır başı olmuşlardır.
Not: Sarı Lacivert çubuklunun asaletine ve onuruna yakışmayan malum isimler ne yazık ki formayı giymeye devam etmektedirler. Onlardan beklentimiz en azından üzerlerinde o forma varken susmaları ve layık olmaya çalışmalarıdır. Yoksa bu bünye onları asla kabul etmedi etmeyecek.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Efsane olmak kolay mı?

Ben de sürekli olarak "Efsane Maraton" diyenlerdenim. Oysa açıktan doğruca numaralıya geçmiş ve "muhteşem numaralıda" yıllarca bulunmuş bir vatandaşım. Ve düşündükçe, eski maçları izledikçe, gazeteleri karıştırdıkça bakıyorumda hata yapıyoruz. Fenerbahçe tribünleri Kadıköy'e taşınana kadar "efsane bir kapalı" ya sahipti. Fenerbahçe stadı açıldığı gün itibari ile "efsane" numaralıya devrolunan bir sıfattı. Ve hep öyle kaldı.

Maratonun üstü kapanıp ismi yükselmeye başladığında da "Numaralı "efsaneydi. Maratonun tribün liderliğine soyunduğu dönemde de "Numaralı" efsaneydi. Maratonun 6-7 sene süren tartışılmaz liderliği esnasında ise "Numaralı" efsane olmaya devam ediyordu. 20 yıla yakın süreyle Fenerbahçe tribünlerinin efsanesi Numaralıdır. Efsane ismini hemen maratona takmak ne kadar doğrudur? Maraton efsaneleşmek için ilk fırsatı iyi değerlendirdi ama stad değişti ve araya 5-6 sezon girdi. Şimdi A-B Bloklarla başlayan süreç maratonu kaldığı yerden alıp eski günlerine taşırsa işte o zaman önümüzdeki yıllarda "Efsane Maraton" olur. Yoksa bu stadın efsanesi her zaman eski Numaralı tribün olarak kalır.

21 Temmuz 2009 Salı

Hoşçakal Neco

Dedemi kaybettim, Neco dedemi. Hocamı kaybettim Neco hocamı. Arkadaşımı kaybettim Necoyu. Ne anlatsam zaman az gelir, ne yazsam yer dar gelir. Sussam o da olmaz. Bilmiyorum işte bu durumda ne yapsam hoşlanırdı. Aslında o sadece dün nasıl yaşıyorsam yarın da öyle yaşamamdan hoşlanır. Ve Neco şunu bil mezarına kravatsız geldim, sol tarafına ufacık bir yeni rakı şişesi ve kibrit kutusunda beyaz peynir bıraktım. Telefondan 3 kez çaldım Hello Dolly 'i ama ikisinde Louis Armstrong birinde Barbara Streisand söylüyordu.

Adaya geldim, Neco'nun 2001 de yayınlanan Kelepçeli Karanfiller adli şiir kitabında "Vasiyetim" isimli bir şiiri vardı onu buldum. Burada o şiiri paylaşıcam.

Hoşçakal Neco, seni çok özleyeceğim.

Vasiyetim

Ben öldüğümde sakın yağmur yağmasın,
cemaat içinden çok küfreder bilirim.
Sakın gazel atmasın birileri.
Ama şöyle blues olabilir.
Hatta çağırın Armstrong'u
"Hello Dolly" söylesin.

Sakın baş ucumda imam
"Nane şekeri" satmasın
Ayrıca gıcık kaparım, sıcak suyla yıkamayın..
Orama-burama pamuk tıkmanın da alemi yok.
Cenazemde gravatlı istemiyorum,
ağlamış numarasına yatıp, kimse siyah gözlük takmasın.

Sucu çocuklara para vermeyi ihmal etmeyin,
sakın mezarıma su serpmeyin,
nezleden nefret ederim...

Çiçek hiç istemem!
O çiçekler ki
sevginin ve sıcaklığın adıdır.

Bir şişe rakı, beyaz peynir, domates,
baş ucumda üç-beş arkadaş,
oh! keka...

Bayramda falan sakın rahatsız etmeyin,
Belki o anda briç partisinin en can alıcı yerindeyim,
veya siyasi bir tartışmanın içindeyim...

Beni ananlar, sakın abartmasınlar.
Her canlı gibi,
korkak, hain, seven, cesur ve hiç sevilmeyen biriydi diyebilirler.
Hesap kitap bilmezdi safın tekiydi de diyebilirler.
Arkamda hiç bir iz kalmayacak.
elbiselerim kullanılamayacak kadar eski,
ve çok kalındır gözlüklerimin camı..

En büyük mal varlığım olan kadehimi
her zaman içtiğim meyhaneye,
Borçlarımı dostlarıma bırakıyorum.



Alacaklarım da imamın olsun!

Neco Hoca

Nisan, 2001

14 Temmuz 2009 Salı

Değişemezler, genetik yapıları bozuk !

Dünya üzerinde yıllar geçse bile değişmez olan nedir?
Bu sorunun somut/soyut çok cevabı olabilir. Ancak genetik yapılarındaki ittifak formülü dolayısıyla değişmeyen daha doğrusu değişemeyenler bizim konumuz.

Hayatlarında tek gayeleri var:
Fenerbahçe'nin karşısında olmak.
O zaman yancıları Trabzon henüz doğmamış.
Bu yüzden ikisi takılıyor kafalarınca...

Hal böyle olunca bu ikisine karşı Fenerbahçemizin değişmesi de beklenemez.
Bir ona, bir buna çakıyor tokadı.
Ne demişler :
"NUS İLE USLANMAYANIN HAKKI TEKTİR
TEKTİR İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR"


Yazıyorrrr, yazıyorrr...

Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı yine yendiği yazıyorrrr...






Yazıyorrrr, yazıyorrr.
Fenerbahçe'nin Galatasaray'a yine fark attığı yazıyor.

Sevgili Nihat Genç abimiz şöyle der:
"Türkiye'de 17 Takımın senede iki kez Fenerbahçe ile maçı vardır".

Ve büyük taraftarımız ise şöyle der : "17 sini de üst üste koyalım..!"