Football is for you & me, not for fucking industry

11 Eylül 2009 Cuma

Pollyanna, Fenerbahçeden uzak dur! -2-

Bölüm 2:
Ne yazmış NTV Tarih dergisinde Dr. Sertaç Kayserilioğlu?
“O günlerde bu paranın bir lirasına bile ihtiyacı olan Fenerbahçe Kulübü’nün bu davranışı kendisine çok yakışmıştı. Tabii bu Galatasaray sayesindeydi.”

Resim 2 NTV Tarih Sayı 7, Ağustos 2009

Ne bu uyduruk hikâyenin amacı? Araştırma yapmadan bir yerden copy paste yapıp yazı yazmış birisi, diğeri ise aynen yayınlamış… Neye hizmet ediyor bu yazı? Bu yalanı okuyanlar, gözleri dolacak ve ertesi sabahtan itibaren Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti yüksek gerilim seviyesinden 9 volt pil seviyesine mi inecek? Ediz Hun-Belgin Doruk filmleri ve uyduruk, yapmacık konuşmalar ile büyüyen bir nesil o filmlerden sonra birbirine saygı mı duydu? Küfür bitti mi? Toplumumuzun günlük hayatı mı değişti? Masallarla ancak çocukların hayalleri değişir ama en fazla bir sene… Fenerbahçe – Galatasaray ezeli rekabeti Pollyanna böyle istedi diye acıklı, göz yaşartıcı palavra tarih hikâyeleri ile değişmez. Bu rekabete ve dostluğa hizmet edecekseniz yalanları değil gerçekleri yazın. Görün zor günde dayanışmanın kralı nasıl olurmuş? Tarihi çarpıtmak bu rekabete hakarettir. Bu yalan yağcılık Fenerbahçe ve Galatasaray’a hiçbir şey kazandırmaz. Biraz araştırsanız gerçeklere ulaşır ve rekabetin alkışa değer gerçek dayanışma örneklerine ulaşırsınız. Hadi siz araştırmadınız biz araştırdıklarımızı yazalım o zaman.

1/ Selanik Karmasının Türkiye’ye geleceği ve Fenerbahçe, Galatasaray, Pera takımları ile karma maçlar dahil olmak üzere çok sayıda maç yapacağı Fenerbahçe Kulübü’nün yanmasından üç ay önce bellidir. Hatta takım Nisan-Mayıs aylarında beklenir. Ancak bazı sorunlar dolayısıyla ancak Haziran ayında gelir. (Bknz: Resim 3, 4 ve 5 –mavi bölge-)

2/ Tüm maçların kadroları maçtan bir gün önce ve maç sabahı çıkan günlük gazetelerde yazılıdır. Hatta haftalık spor dergisi Türk Spor ilk maçtan 3-4 gün önce yaklaşık kadroları yazar. Yani kadro çıkartamayan Fenerbahçeliler soyunma odasında üzgün beklerken odanın kapısı açılıp Aslan Nihat (GS) ve 5 arkadaşının gelip “Bu kara gününüzde sizi yalnız bırakamazdık, bizi kabul ederseniz Fenerbahçe forması ile oynamaya hazırız” dedikleri palavrası hem Galatasaray tarihine hem de Fenerbahçe tarihine hakarettir. (Bknz: Resim 6 ve 7)

3/ Selanik Karması ile oynanan ilk maç Fenerbahçe Stadı’nda yapılmış ve 2-1 bitmiştir. O maçın skoru NTV Tarih dergisinde yayınlandığı gibi 4-0 değil 2-1’dir ve hâsılatı Selanik takımının masrafları çıktıktan sonra Fenerbahçe-Galatasaray arasında paylaşılmıştır. 4-0 biten ve hâsılatı bağışlanan maç daha sonra Taksim Stadı’nda oynanmıştır. (Bknz: Resim 5 ve 8)

4/ Selanik Karması (muhtelidi) İstanbul’da iki kez Fenerbahçe-Galatasaray karması ile oynamış. Birer kez ise Pera ve Fenerbahçe takımları ile karşılaşmıştır. Ayrıca İzmir’de maçlar yapmıştır. (Bknz. Resim 9)

5/ Galatasaray – Fenerbahçe karması ile Selanik Karması arasında oynanan 2.maç Taksim stadındadır. Ve maç 1-0 biter. Maçı 9000 seyirci izler ve 6,800 Lira hâsılat elde edilir. Selanik takımına 100 Lira verilir. Stad kirası, masraflar, yasal kesintiler çıktıktan sonra kalan Galatasaray-Fenerbahçe arasında paylaşılır. Ancak bu maç için karma maçtan çok Fenerbahçeden 2-3 takviyeli Galatasaray demek daha uygun düşebilir. (Bknz:Resim 10 ve 11)

6/ Selanik Muhtelidi’nin İzmir’e hareket etmesinden önce “İstanbul Halkevi İçtimai Yardım Şubesi’nin İstanbul Fakirlerine tevzi” amaçlı son bir maç yapması Heyeti terbiye tarafından ayarlanır. Maç Selanik Muhtelidi’nin İzmir dönüşünde Taksim Stadı’nda yapılacaktır. Yani Fenerbahçe elbette tek kuruş kazanmayacağı bir maça çıkarak büyük bir özveride bulunmuştur. Ancak sanki hâsılat kendisine kalmış ve sonra Kızılay’a vermiş gibi bir durumda yoktur. Zira maç bu yüzden Taksim Stadı’nda oynanmıştır. Ve Selanik Karması ile oynanan en az seyircili ve en düşük hâsılatlı maç budur. Çünkü Selanik takımının aslında 2.küme takımı olduğu ve Yunan Hükümetinden izinsiz geldiği, Selanik’i temsil etmediği ortaya çıkmıştır. Yardım amaçlı olduğu ve elden biletler satıldığı için maç iptal edilmemiş ve Yunanlılar o gece memleketlerine döneceklerinden 30 ar dakikalık iki devre oynanan bu maçı Fenerbahçe 4-0 kazanmıştır. Selanikliler Pera takımından 4 takviye alırken Fenerbahçe’de sadece Aslan Nihat (GS) takviye olarak 11 kişilik kadroda yer almıştır. Karma maçlarda sahaya farklı bir forma ile çıkmak yerine iki kez Fenerbahçe bir kez Galatasaray forması ile sahada yer alınmıştır. Bu son maçın 950 lira tutan hâsılatının vergiler çıktıktan sonra kalan kısmından 50 lirası Selanik takımına verilmiş kalan 800 Lira civarındaki para yardım için kullanılmıştır. (Bknz:Resim 5 Kırmızı Bölge, 12 ve 13 , 14 , 15)

Gerçek olmayan, uydurulmuş hikâyeleri, süslenmiş kahramanlıkları, dramatik anlatımları tarihin içine serpiştirmek Pollyannacılıktır. Tarih değildir. Gerçek değildir. Fenerbahçe – Galatasaray dostluğuna ilişkin o dönemden bir örnek vermek isterseniz yalan hikâyeler uydurmak yerine gerçeklere bakmanız yeterli olur. Ve iyi bir araştırma yapmalısınız. Daha önce uydurulmuş hikayeleri copy paste yapmakla aslında kendi güvenilirliğinize zarar verirsiniz. Fenerbahçe - Galatasaray dayanışması ve rekabeti hep olmuştur olacaktır. Bu konuyu merak ederseniz bizi okumaya devam ediniz lütfen.
Bölüm 2 Resimleri: Tıklayın--> 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15

8 Eylül 2009 Salı

Raporlar tam, gömün çocuğu!


http://www.fasulyeden.com/ dan alınmıştır.


Fenerbahçe Futbol Okulu öğrencilerinden Ali Duran Örnek antreman sırasında göğsüyle kontrol ettiği bir topun ardından yere yığıldı. Hastaneye yetiştirilmeye çalışılan minik kardeşimiz ne yazık ki kurtarılamadı ve bu küçük yaşında Fenerbahçe formasını kendisine kefen yaptı. Minik kardeşimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine de –her ne kadar yetersiz de olsa- başsağlığı dileriz. Bu büyük acının yanında lafı edilir mi bilmiyorum, ancak kulüp yönetiminin yaptığı açıklama da başka bir üzüntü nedeni olarak fenerbahce.org sayfasının tarihe düştüğü notlardan birisi olarak yerini aldı.
Resmi siteden duyrulan haberde Fenerbahçe yönetimi –bizim de yaptığımız gibi- futbolcuya rahmet, ailesine de başsağlığı diledi dilemesine ama hemen ardından eklediği “Fenerbahçe Spor Kulübü’nde, Futbol Spor Okullarında Futbol eğitimi gören tüm öğrencilerimiz gibi Ali Duran Örnek’in de doktor raporu, ailesinin futbol eğitimini kulübümüzde sürdürmesine muvafakat eden belgeleri başvuru dosyasında mevcuttur.” cümlesi kafalarımızda sağlam bir “Nasıl ya?” şaşkınlığı bırakmış oldu.
...yazının devamı ve yorumlar için tıklayınız...
Bu konuda başka bloglarda çıkan yazılar.

4 Eylül 2009 Cuma

Pollyanna, Fenerbahçeden uzak dur! -1-

Bölüm 1:
Bir dergi, NTV Tarih ! İsminde NTV var, yani iyi bir marka. O dergide bir yazar; Dr. Sertaç Kayserilioğlu. Fenerbahçe SK Müze Kurulu Başkanı, yani iyi bir referans. Bu durumda okuyucu ne yapar? Yazıyı okur ve kabullenir, doğrudur!
Ancak NTV Tarih Dergisi ve Dr. Sertaç Kayserilioğlu bizim için öyle çok önemli değil. Bizim için öncelik Fenerbahçemiz ve onun doğru aktarılan tarihi. Bunun dışında dergide kim ne yazmış alakadar olmayız. Ama Fenerbahçe Müze Kurulu Başkanı sıfatı taşıyan birisi hiçbir araştırmaya ve gerçeğe dayanmayan Pollyanna benzeri bir komik hikâye yazarsa ve bunu tarihsel gerçekmiş gibi derler, bir tarih dergisi de bunu kabul edip yayınlarsa susmak biraz bizim Fenerbahçeliliğimize ters düşer.
Sayın Kayserilioğlu, müze kurulu başkanısınız, yani Fenerbahçe tarihinin resmi kurumunun başkanısınız. Bırakınız bir yazıyı, bir konuşmanızda dahi “gerçekliği konusunda ufacık şüphe olan” bir durumdan bahsedemezsiniz. Zira siz bir kurumu temsil etmektesiniz. Hele söz konusu olan Fenerbahçe-Beşiktaş-Galatasaray dostluğu ve rekabeti olunca iki kez düşünmek durumundasınız. Pollyanna bir masal kahramanıdır. Tarih ancak gerçeklerle anlatılıp yazıldığında tarihtir. Yoksa masaldır. Bu yazınız NTV Tarih içinde değil bir roman, hikâye, masal kitabında olsaydı biz de okur gülerdik. Ama tarih dergisi demek ciddi bir iddia ve ciddi bir hedef kitle demektir. Bu durumda öncelikle sizden yazınızın bölüm başlıklarına ilişkin “kaynak” belirtmenizi beklerdik. Okuyucuya değilse bile sahip olduğunuz sıfata saygı bunu gerektirir.
Şimdi biz neden Pollyanna dediğimizi, neden masal dediğimizi anlatalım:


NTV Tarih dergisi, sayı 7, sayfalar(44-45), Ağustos 2009:
Resim 1
Resim 1 “İlk Beşiktaş – Fenerbahçe Derbisi”


**Rakip eksik biz de bir kişi çıkaralım**

28 Kasım 1924 Taksim Stadı. Maçın henüz 4.dakikasında bir faul dolayısıyla hakemi ikaz eden Ömer (FB)’e sinirlenen Şahap (BJK) bir tokat atar. Ömer karşılık verince hakem her ikisini oyundan çıkarır ve sahadan atar. 5.dakikada Cafer(FB), 20.dakika Zeki(FB) ve 26.dakika Alâeddin(FB)’in golleriyle ilk yarı 3-0 Fenerbahçe üstünlüğü ile biter. İkinci yarı takımlar sahaya geldiğinde maçın hakemi, Beşiktaşlı Şahap’ın takımıyla sahada olduğunu görür ve dışarı çıkmasını ister. Şahap duruma itiraz eder ve sahadan çıkmaz. Beşiktaş kaptanı Refik Osman hakemin isteği üzerine Şahap’ı saha kenarına götürür. Ancak, Şahap bu sefer kale arkasına geçip sürekli sözlerle maça müdahale etmeye devam eder. Şahap’ın ağlayarak bu durumu devam ettirmesine Refik Osman çok kızar ve üzülerek maçı bırakıp sahadan çıkıp gider.

Beşiktaş 9 Fenerbahçe 10 kişidir sahada. Maçın 74.dakikasında Fenerbahçeli Seyfi ya da Sabih Beşiktaşlı Cavit’in sert müdahalesi ile sakatlanarak oyundan çıkar. Takımlar sahada 9 ar kişidir. 76.dakika Zeki 4.golü atar. Bu maçtan sonra Refik Osman Beşiktaş takımından istifa eder ve Galatasaray’a gider. (Kaynaklarımız: 1-Dr. Rüştü Dağlaroğlu (Fenerbahçe Tarihi), 2- Cumhuriyet Gazetesi, 3- Milliyet Gazetesi 4- Maçı izleyen spor yazarı Salim Hamdi’nin maç yazısı).
Beşiktaş son derece sert oynamış. Oyuncuları sık sık hakemle ve kendi aralarında tartışmalar yaşamış. Beşiktaş kaptanı bu durumdan ve Şahap'ın davranışlarından rahatsız olup sahayı terk etmiş ve bununla kalmayıp Beşiktaş’tan ayrılmıştır. Zeki Rıza Sporel’in “Dokuz kişilik takıma karşı bizim 10 kişi oynamamız olmaz. İzninizle biz de dokuz kişiyle devam edeceğiz” demesi tam bir süsleme sanatı ve Pollyanna ruhudur. Doğru değildir. Ne ertesi günün gazetesinde, ne Dağlaroğlu'nun kitabında ne de Salim Hamdi'nin gazete ve dergide çıkan maç yazısında Dr.Sertaç Kayserilioğlu'nu doğruluyan bir ifade yoktur. Hatta sakatlanarak oyundan çıkan Fenerbahçeli’nin hastanedeki bir resmi gazetede yayınlanır maçtan birkaç gün sonra. Doğruyu yazmak Fenerbahçe-Beşiktaş rekabetine gerçek hizmettir. Masal gibi göz yaşartıcı anlatımlarla süslemek dostluğa değil tarihi çarpıtmaya, insanları kandırmaya yol açar.

İsyan ediyoruz


Çoğunluğu kombine bilet sahibi Fenerbahçe taraftarları olarak;Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nun kale arkası tribün biletlerine biçtiği 55 Liralık fiyatı protesto ediyoruz!



Localara ve/veya diğer pahalı tribünlerin kombine fiyatlarına yapılacak küçük bir düzenleme ile, aynı maddi fayda elde edilebilecekken, "yadsınamaz bir Türkiye gerçeği" olan dar gelirli kitlelerin, 55 Liralık biletle Fenerbahçe'den koparılmasını protesto ediyoruz!



Hemen hepsi çok başarılı birer işadamı olan yönetim kurulu üyelerinin bu basit matematik ve ticaret bilgisinden yoksun olmayacaklarını çok iyi bildiğimiz için, "zümre yaratmaktan" başka hiç bir amaca hizmet etmediği belli olan 55 Liralık biletleri protesto ediyoruz!



Kuruluşundan bu yana "Halkın Takımı" olduğu, diğer takımların kurucuları tarafından bile kabul edilen Fenerbahçe'nin halkından uzaklaştırılmasını protesto ediyoruz! İşgal yıllarında top yekün savaş verip, kurtuluşa kavuşan halkın sahadaki gözbebeği olan Fenerbahçe'nin bu fiyatlarla, köklerine sırtını dönmesini protesto ediyoruz!



Haykırıyoruz! Fenerbahçe'nin bir asırı devirmiş mazisindeki en büyük pay sahibinin, tribünleri dolduran ve efsane sporcuları bağrından çıkaran halk kitleleri olduğu unutulmasın.O Fenerbahçe ve sporcular ki, müzede sergilenen kupaları her kaldırdıklarında, yine içerisinden çıktıkları halkın omuzları üzerinde şerefle yükseldiler.Kale arkası biletinin 55 Lira olmasına isyan ediyoruz!



Bilet fiyatları 20 Lira'ya çekilmeli; öğrenci bileti, çocuk bileti gibi uygulamalara bir an evvel başlanmalıdır.Fenerbahçe Spor Kulübü; mazideki halkın, atideki halka bıraktığı bir sevda mirasıdır.


Sevdamızı sömürmeyin.

1 Eylül 2009 Salı

Selanik Muhteliti 2-1 Mağlup Oldu

Son günlerde bir mesele kafama fazlasıyla takıldı. 1932 yılında oynanan bir maç var ve bu maç önce antu.com da Bozkurt Kenan Yılmaz kardeşimizin bir yazısında kendisine yer bulmuş, sonra ise NTV Tarih dergisinin 7.sayısında (Ağustos 2009) Fenerbahçe SK Müze kurulu başkanı Dr.Sertaç Kayserilioğlu’nun yazısında uzunca bu maçtan bahsedilmiş. Bu iki isim de aslen tarihçi değil. Ben de değilim. Bozkurt Kenan Yılmaz düşüncelerine çok saygı duyduğum ve değer verdiğim bir Fenerbahçeli. Harika bir kitabın yazarı. Sayın Kayserilioğlu ise Fenerbahçe SK Müze Kurulu Başkanı. Ancak sadece bu iki değerli isim değil hepimiz hemen hemen aynı kaynakları kullanarak Fenerbahçe tarihine ilişkin yazılar yazıyoruz. 1907-1940 arası en güvenilir kaynağımız Dr.Rüştü Dağlaroğlu’nun “Fenerbahçe Tarihi” kitabıdır. Haddime değil ama bu kitap için güvenilirliği en yüksek kaynak diyebilirim. Tam güvenilir kaynak demiyorum. Güvenilirliği en yüksek kaynak… Dr.Rüştü Dağlaroğlu dönemin önemli bir kısmına şahit olmuş çok iyi bir Fenerbahçelidir. Ancak günümüzde gerek gazetelerin gerek ise resmi kurumların arşivlerine ulaşmak artık mümkün. Fransızca biliyor ve Osmanlıca okuyabiliyorsanız o zaman harika. 1907-1928 arası her kaynak (gazete, dergi, bülten, yazışma, anı ) araştırmanız için emrinizde. Ve bu kaynaklar Dr.Rüştü Dağlaroğlu’nun “Fenerbahçe Tarihi” adlı eserini çoklukla doğrular nitelikteler. Yani kısaca güvenilirliği en yüksek derlenmiş, toplanmış kaynak “Fenerbahçe Tarihi” kitabı. Şimdi “kardeşim ne anlatıyorsun sen? Ne demek istiyorsun?” diyeceksiniz. İşte anlatılmak istenen:
1932 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Kuşdili’nde bulunan binası yanıp kül olur. Yangından birkaç gün sonra Selanik Karması ile bir maç vardır. İşte kafama takılan bu maç ve bu maça ilişkin aktarılanlar. Sevgili Bozkurt’un yorumu, Dr.Kayserilioğlu’nun yazısı, Dr.Dağlaroğlu’nun anlatımı ve o günün en güvenilir kaynağı Cumhuriyet gazetesi ile Türk spor dergisi. Maçın içindeki bir pozisyonu dört kişi farklı yorumlayabilir. Ama maçın ayarlandığı andan itibaren sahadaki 90 dakika dışındaki resmi durumlar farklı anlatılır veya yorumlanırsa işte kafam o konuya takılır.
1- Selanik Karması Türkiye’ye kimle maç yapmak için gelmişti?
2- Kulübü yandığı için mi Fenerbahçe sahaya Galatasaray destekli bir kadro ile çıkmıştı?
3- Selanik Karması ile kaç maç yapıldı? Hangi stadyumda oynan maçın hasılatı Kızılay’a bırakılmıştı? Yoksa Kızılay'a değil de başka bir kuruma mı bırakıldı hasılat? Neden?
Bu maçın koskorcuk tarih kurulunca yapılan araştırmalara dayanan gerçekleri… Sevgili arkadaşımız Bozkurt Kenan Yılmaz'ın bu konudaki yardımlarına şimdiden teşekkür ederiz.
Yakında…

31 Ağustos 2009 Pazartesi

30 Ağustos 2009 Pazar

Şimdi Yan Bastık

Aziz Yıldırım'ı çıldırtan olay
Başkan Aziz Yıldırım, yedek yönetici olarak listesine aldığı Emin Gürhan İskender'i, yaptığı bir hata sonrası tek kalemde sildi.
Fanatik gazetesinin haberine göre; Yönetime girerken, 1 milyon Dolar katkıda bulunacağı taahhüdünde bulunan ve bunu taksitlerle ödeyeceğini söyleyen İskender’in verdiği çeklerden birinin Düzce tesislerinin inşaatı başladığında muhasebe tarafından işleme konulduğu ancak karşılığının çıkmadığı belirlendi. Herkesin fedakarlık yaptığı dönemde, yönetime yeni giren İskender’in sözünü tutmamasına çok sinirlenen Yıldırım’ın, kendisinden bir daha kulübe uğramamasını istediği ve mazeretlerini kabul etmediği öğrenildi. Bu arada Saracoğlu Stadı’nda tüm yöneticilerin fotoğraflarının bulunduğu panodan İskender’in fotoğrafının çıkartılması dikkat çekti.
(hurriyet.com.tr)
Bugün yarın resmi site bu haberi kesin yalanlar. O zaman işte haberin doğruluğu kesinleşmiş olur. Bu durumda taraftarlar olarak yan bastığımızın resmidir. 1 milyon doların hıncını kale arkalarını 55 yerine 80 yaparak çıkartır. Eksik kalanıda engelliler kapısına tarife asarak halleder. Ne kadar engelli o kadar para.

25 Ağustos 2009 Salı

Etnik Tepki ve Futbolumuz

Dün akşam Diyarbakır maçını izlerken ben de herkes gibi olan hiç bir şeye şaşırmadım. Hatta beklediklerimin hepsi oldu. Madde madde yazayım bu maçın öncesini ve sonrasını.

1- Diyarbakır seyircisi ülkemizdeki her takımın seyircisi gibidir. Fenerbahçe geldi mi stadına kendisini ön plana çıkarmak için her şeyi yapar. YAPTI

2- Diyarbakırda Fenerbahçe maçlarında sahayı boydan boya koşup gol olmak gelenektir. OLDU

3- Diyarbakırda maçımızı yöneten her hakem "olabilecekleri" sokaktaki çocuk gibi tahmin ettiği için normalden daha fazla eyyamcıdır. Bu durum zaten gergin olan oyuncuları iyice gerer, bu atmosfer tribüne yarar. YARADI

4- Diyarbakır takımında oynayan oyuncuların hiç birisi yerel futbolcu değildir. Stad dışı provakasyonlara en az onlarda bizim kadar tepki koyar. Ancak 1 sezonu orada geçirmeleri gerekir bu yüzden sahada gerginlik olsun, Fenerli futbolculara dayılanayım, postu deldirmem böylece mantığına uygun davranırlar. DAVRANDILAR

5- Diyarbakırda sokaktan deplasman seyircisi tribününe, tribünden rakip futbolcuya taş, su, tahta, çakmak, meyve sebze atmak yerel gelenektir. GELENEK SÜRÜYOR

6- Olaya tribünde karışanların sayısı stad genelinin 2-3% si kadardır. O 2-3% lik kesimde pkk etkisi gözardı edilemez. AYNEN ÖYLE OLDU

7- Stad dışında tüm televizyonlar canlı yayındayken rakip takımı, basını, devlet protokolünü, devlete ait araçları ve memurları taşlamak ise bölücü örgütün futbol maçından pay çıkarma, ismini duyurma stratejisidir. Ne Diyarbakır şehri ne de kulübü mevcut haliyle, ne futbolcusu bu durumuyla ne de maç sonrası evinin yolunu tutan tribündeki seyircisinin çok büyük çoğunluğu bu olaylardan dolayı suçlanamaz. Eleştirilemez. SUÇLAMAM

8- Bölücü terör örgütü pkk milliyetçi ve faşist bir örgüttür. Kürt vatandaşlarımız, pkk nın Kürt milliyetçisi olması dolayısıyla bu ve benzer olaylarda topyekün olarak "pkk yani kürtler yaptı" basit düşüncesiyle suça ortak edilerek "linç edilecek hedef "gösterilme alçak politikasının rüzgarında savruluyorlar. Yani esas etnik ayrımcılığı yapan ve ondan beslenen sadece terör örgütü değil. Kendi amacına hizmet edip bölgedeki herkesi düşman ilan eden batılılarda ayrımcı ve bölücü . BENDE AYNISINI YAPIYORUM

9- Tepkimiz esas olarak pkk ya ve devletin içi boş açılım politikasına. Yıllardır bölgede şehit düşen askerlerimizin hesabı sorulmadıkça batı milliyetçileri olarak o bölgede ne olsa kendimize pay çıkartıp topyekün bölgeyi "terörist" diye ayırarak esas bölücülüğe hizmet ettiğimizi fark etmemiz çok zor. ZORLANIYORUM BENDE

10- Nihat Genç'in dediği gibi "Bu ülkede futbol ligimizdeki 17 takımın senede iki kez Fenerbahçe ile maçının olmasıdır". DOĞRU

11- Bu ülkede Türk-Kürt-Laz-Çerkes-Alevi-Sünni-Hristiyan-Ateist, kısaca her millet ve inançtan Fenerbahçeli olmayanların birleştiği tek bir nokta vardır: FENERBAHÇE DÜŞMANLIĞI. Yer bazen Diyarbakır, çokca Avni Aker, bazen İnönü, ara sıra Denizli, Kayseri, Eskişehir, Manisadır.. Zaman zaman ise Ali Sami Yendir.

Peki biz çok mu masumuz? Yaptıklarımız saymakla bitmez. Bu, taraftarlığın ve tribünün gerçeğidir. Etnik ve siyasi ayrışmaya en çok hizmet eden taraftar topluluğu olduğumuzu unutmayalım. Hamas'ı desteklemek serbest, Che'yi sevmek suç, Mesut Yılmaz'ı sandığa gömmek övünç, RTE ye pankart açmak "çıkarcılık", Trabzon'da taş yiyince "Rum Pontus", Pana Kadıköy'e gelince "İstanbul Since 1453", Diyarbakır=PKK, Galatasaray'ın Ermeni başkanı var, en büyük Fenerli Anıtkabirde, en büyük Galatasaraylı İmralıda... Bölücülükse kralı bizde, ayrımcılıksa kralı bizde, Osmanlıya övgü ve hakaret ise (İstanbul/Rum Pontus) kralı bizde. Say say bitmez...

Saha olayları her yerde aynıdır. Dozu değişir. Hedefi değişmez. Hedef Fenerbahçedir, Fenerbahçelilerdir. Sahaya girmek her taraftarın hakkıdır. Yakalamak, girmesini engellemek güvenliğin görevidir. Maç izleyeceklerine işlerini yapsınlar. Sahaya yabancı madde atmak her taraftarın hakkıdır, önlemek, içeri sokulmasına engel olmak güvenliğin ve bundan rahatsız olan diğer seyircilerin görevidir. İşlerini düzgün yapsınlar. Herkesin eylem özgürlüğü vardır. Bazı eylemlerinde TCK da karşılıkları vardır. Eylem ve karşılık uyuşursa güvenlik kuvvetleri+adliye duruma el koyar. Gereğini yapar.
Etnik futbol endüstriyel futbolun beslendiği bir fırındır. Buna katkıda bulunan herkes özünde futbola ihanet eder.

Sandıkta örgütlenip gerekli iradeyi yansıtamayan ülkemiz insanı ilginçtir. Ülkesini sever ama takımına saldırı olunca tepkisi ağır olur. Camiye giden, oruç tutan laik ama milliyetçi solcusu, camiye eylem yapmaya giden, oruç sektirmeyen milliyetçi sağcısı, camiye hiç uğramayan, oruca hiç yaklaşmayan, 11 ayı 12.den farklı tutmayan vatandaşı ile bizde "konu bölücülük" oldu mu mutlaka bir kulp bulur takarız olaya ve koyarız tepkimizi. Böylece Diyarbakır'da azınlık bir grubun tribünde, maçla ilgisi olmayan pkk yandaşlarının stad dışında yaptıklarına uygun zemin hazırlamada piyon olmaktan vazgeçmeyiz. Ama iktidarların hiç mi suçu yok kardeşim. Yıllarca Diyarbakır'da olanları anlamsız bir devlet politikası ile yok saymadılar mı? Rizespor, Altay bizden çok daha vahim olaylar yaşamadılar mı? Bunca yazıklarımıza, düşündüklerimize, eleştirdiklerimize rağmen şunu da yazmadan bitirmeyelim. Misak-ı Milli Sınırları İçinde Vatan Bir Bütündür Parçalanamaz. Ve King Santillana'nın blog da yazdığı gibi "Biz Fenerbahçe'yiz.. Ankara'dan başka Başkent bilmeyiz.."

Yani kardeşim yukarı bıyık, aşağı sakal. Önemli olan futbol, tribün. Endüstriyel ve Etnik futbola HAYIR.