Football is for you & me, not for fucking industry

13 Ocak 2012 Cuma

HOŞÇAKAL LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS

HOŞÇAKAL LEFTER.
MEKANIN CENNET OLSUN.
SENI VE TARIHIMIZDE SENLE GEÇEN HER DAKIKAYI ŞÜKRANLA ANACAĞIZ.
HAKKIN ÖDENMEZ.
SANA VE SIZLERE SÖZ TESLIM ETMEYECEĞIZ FENERBAHÇEYI.
HOŞÇAKAL ORDİNARYÜS
LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS.

"Bu Fenerbahçe beni 78 yaşımdan sonra torunuma sarılarak ağlattı..
Hem torunum ağladı hem ben.. Yine de hiç beddua edemedim..
Onlar için Büyükada’da Aya Yorgi Kilisesi’nde çok adak mumu yaktım..."
Lefter

21 Şubat 2011 Pazartesi

Blog Taşıma Bildirisi (http://koskorcuk.wordpress.com)

31 Mayıs 2009 Tarihinden bu yana 
koskorcuk.blogspot.com 
adresinde süren blog yaşantımız 
25.12.2010 tarihinden itibaren
adresine taşınmıştır. 
Dosta, düşmana 
ve 
3.şahıslara
ilanen duyurulur.

20 Şubat 2011 Pazar

Biz Seni Hak Edecek Ne Yaptık?

Sen nasıl bir insansın?
Sen nasıl bir futbol ilahısın?
Sen kimsin abicim?
Dünyamıza inmiş son melek mi? Kirlenen dünyamızın son güzelliği mi?
Alex De Souza kimsin sen arkadaş?
Ve biz seni hak edecek hangi sevabı işledik?
Attığın üç golü hatta onlarca golü geçtim alkışlarla.
Ya bu yaptığına ne demeli? 
Alex10combr Alex10.com.br
www.comebackdiana.com adresinden destek surdurelim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Blog Taşıma Bildirisi (http://koskorcuk.wordpress.com)

31 Mayıs 2009 Tarihinden bu yana 
koskorcuk.blogspot.com 
adresinde süren blog yaşantımız 
şu andan itibaren (25.12.2010)
adresine taşınmıştır. 
Dosta, düşmana ve 3.şahıslara
ilanen duyurulur.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Ne! 25 Milyon Mu? Ne! Taraftar Grupları mı?

Hassiktirin lan. Siz Fenerbahçeliyseniz biz hayal aleminde yaşıyoruz. Dünya şampiyonunu 50 kişi karşıladı. Size çok bile bu takım ve kupa. Sizin neyinize lan sevinmek..! Fenerbahçe taraftarı dünyanın en büyük yalanıdır! Havaalanında Almanya'dan gelen gurbetçiyi karşılayanların sayısı bile daha fazlaydı. Sanal dünyanın kralısınız ama gerçekte yoksunuz. Rant olmayan yerde olamıyorsunuz. Takımı Eyüp Sultan'a mı yoksa Nazlı birahanesine mi götürelim? Nereye gelsinler? Bu tribün dünyanın en bitik tribünüdür! Ve ağlayanını bırakın, arkasından rahmet duası okuyanı bile yoktur. Tüm tribün gruplarına söylüyorum; gidin kulübü yöneten padişah babanızın kıçını yalamaya devam edin. Gidin çarşının, ultraslanın, tatanganın, texasın, gecekondunun, hodri meydanın dostluğunu kazanın... Dün kazanılan ve bugün Yeşilköy'e gelen kupa da size girsin. Fenerbahçe bu tribün gruplarından ve bu seyirci profilinden kurtulduğu gün kendisini bulmaya başlar ancak. Yazıklar olsun.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Yaşayacaksın Arkadaş!

Cuma akşamı iş çıkışı biraz İstiklal'de yürüyüş yaptım.  Galatasaray postanesi civarında bildiri dağıtan insanlar vardı. Devam ettim. Santa Maria Kilisesi'nde her yıl 17 Aralık günü yaptığım gibi girip dua ettim mum yaktım. Kilise çıkışı tünele doğru boş boş yürürken yılbaşı ışıklandırmasının açılışına rast geldim. Sonra tramvaya takıldım, yolda bira çekti canım. Ağa Camisi önünde tramvaydan atladım. İnsan Hakları Yürüyüşü vardı İHD nin onlara takılıp güzergâh tuttuğundan 150 metre kadar eşlik ettim. Ben İHD yi sevmem ama İnsan Haklarını severim..! Oradan ayak üstü 2 bira içmek için Çicek Pasajına daldım. Dönüşte bu sefer Taksim tramvay durağında "Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" açıklamasına denk geldim. Vay be dedim kendi kendime. Gel de terk et bu şehri. Sırf bir caddesi bile dünyaya bedel. Otobüsle Beşiktaş. Motorla Üsküdar. Dolmuşla Kadıköy. Sonra ev. Akıllı ol şehrinin kıymetini bil. Zırt pırt şehre bok atıp kaçma planları yapma... Maraş'ın, 19 Aralık Hayata Dönüş Katliamının hesabı sorulmadı doğru... Katiller ve sorumlular mahkemelere çıkıp hâla hesap vermediler evet bu da doğru! Hatta katlettiklerinin yakınları anma törenleri yaparken, o meydanlara nazır bürolarının balkonundan gülerek izlemeye devam ediyorlar... Ülke bu, şehir bu... Yaşayacaksın arkadaş. Yaşanılacak bir hale gelene kadar... Sivas'ta, Maraş'ta, 19 Aralık Hayata Dönüş Katliamında, 16 Mart'da, Kızıldere'de, Nurhak'da katledilenler için daha dik ve daha dirençli olacaksın. Yaşayacaksın arkadaş ve Denizlerin, Erdal'ın, Adalılar'ın anılarına sahip çıkacaksın. Bu güzel şehirde ve bu güzel ülkede, katledenlere inat katledilenler için, her günü en az bir saat daha fazla yaşayacaksın arkadaş.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Bu Vebalin Altından Kalkamazsınız (Diana Taurasi)

Kadın Basketbol takımımızın dünya yıldızı Diana Taurasi hakkında son günlerde yayılan söylentiler oldukça seviyesiz ve sinir bozucu boyutlara ulaştı. Doğru ya da yanlış her şeyi yalanlayan resmi site ya konuyu ve dedikoduları önemsemedi ya da çok doyurucu bir açıklama çıkacak. Mersin maçında kontenjan dolayısıyla dinlendirildi ve takım kadrosunda yoktu. Saha içinde maçı takip etti. Sopron maçında ise "sakatlık" diye duyulan ancak resmi ağızlarda dile getirilmeye gerek görülmeyen bir sebeple takımla sahaya çıkmadı. Dedikodular hemen başladı. Otelde kalmış, oteli terk etmiş falan filan. Her şey dedikodu seviyesinde. O gün otelde bulunan kimsenin bu konuda açıklaması yok. Takım sorumluları bu konuda kimseye bir şey söylemiş değiller. Bu durumda dedikoduları yok saymak lazım. Dedikodulara yansımamış bir iddia da var ama bunu Taurasi ile ilişkilendirmek imkansız. Evet, Diana Taurasi ve Penny Taylor bugün (17.12) 10 günlüğüne ABD ye uçtular. Burhaniye maçında takımla beraber olmayacaklar. 30 Aralıktan önce Türkiye'ye geri dönmüş olacaklar. Bu durum tamamen normal bir prosedürün parçası gözüküyor. Kontratlarında mevcut olan 10 günlük izni kullandılar yani. Zaten ABD li oyuncular bu izinlerini noel öncesi kullanmaya özen gösterirler. Dedikodular şimdilik asılsız çıktı. Ancak biz Aralık 30 dan sonrada aslı astarı olmamasını canı gönülden istiyoruz. Zira Taurasi ve Penny ya da birisi dönmezse "Bu vebalin altından kalkamazsınız" haftayı sessiz geçiren kurumsal yapının idarecileri. Hatırlatmaya gerek olmamalı ama siz bu oyuncuların ne kadar önemli olduklarını unutmayın. Sakatlık varsa hemen maç sonrası çıkıp "sakattı" demek zorundasınız. İzin  kullanıyorlar ise "kontrattan doğan resmi izinlerini kullanmak için bu dönemi seçtiler" demek zorundasınız. Ve yine hatırlatmaya gerek yok ama bakkal dükkanı değil orası Fenerbahçe  Spor Kulübü; kurumsal (!) bir camia..! Sizler bakkal gibi yönetmeye, ahbap çavuş ilişkileriniz dışındaki çevreyi (camiayı) yok saymaya daha fazla devam edemezsiniz. Hani olur ya Taurasi geri dönmez işte o zaman bulunduğunuz yerin bakkal değil Fenerbahçe olduğunu öğreniş şekliniz çok eğlenceli olmaz. Ha Taurasi döner ve her şey yoluna girer de sanmayın. Geçen haftanın tüm dedikodularının, yalan haberlerinin, moral bozucu duyumlarının sorumlusu sizlersiniz (şube sorumlusu-takım menajeri) ve sorumluluklarınızı yerine getirememiş olmanın bir bedeli elbette olacak :)

17 Aralık 2010 Cuma

Bir Ben Değil Alem Sana Hayran Diye Sevdim


Sevdim seni Mabuduma, canan diye sevdim
Bir ben değil alem sana hayran diye sevdim

Evladı ıyalden geçerek ben ravzana geldim
Ahlakını methetmede Kur'an diye sevdim

Kurbanın olam şahı resul, kovma kapından
Didarına müştak olan yezdan diye sevdim

Mahşerde nebiler bile senden medet ister
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim...

14 Aralık 2010 Salı

7 Eylül 1980 Bursaspor 5 Beşiktaş 0

Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki kavganın sebebini dönüp dolaşıp Beşiktaş'ın Sebat ve Rize'ye yatması sonucunda Bursa'nın küme düşüşüne bağlayanları dinliyoruz. Hele son maçta "emniyetin yeni sporda şiddet yasasında elini daha fazla kuvvetlendirmek için yol verdiği" ihtimalini göremeyenlerin sesi daha çok çıkar halde. Peki kardeşim her şey 5-6 senelik mi? Öncesi hiç mi yok bunun? diye sordum kendime ve araştırdım...

1980 yılında, 12 Eylül faşist darbesinden beş gün önce lig maçına Bursaspor deplasmanına gitmişti Beşiktaş. Maç 5-0 lık Bursa galibiyeti ile sonuçlanmış ve maç çıkışında Bursaspor taraftarları o zamanın Beşiktaş tribününün kafa adamlarını kıstırmış, berber makinası ile saçlarını traş etmişler. Asker traşı değilmiş, bildiğiniz eşşek traşı uygulanmış. Bunun rövanşında aynı ceza daha ağır olarak Beşiktaşlılar tarafından Bursa tribününe kesilmiş. O seneden, o ilk traş olayından sonra araları hep gerginmiş. 

Çok maçta olay çıkmıştı. Son meydana gelen olayın tamamı o zaman çıkan olayların ancak kısa özeti sayılır. 80 lerin Beşiktaş tribünlerinin önde gelenlerinden ve şu an Kadıköy yakasında Moda ve Göztepe'de ikamet eden iki eski tribüncü anlattılar bu başlangıcı. "Çok kişi bilmez, bilenlerde zaten bıraktıklarından hatırlanmaz" dediler. "5-0 lık sonuç koymuştu ama asıl o traş olayı deli etmişti bizi" diye özetlediler. "Bursa deplasmanı her zaman pisti, Fener içinde bizim içinde pisti" diye tamamladılar.
- Abiler, 'peki bu küme düşürme, yatma, şaibe işinin etkisi yok mu?' diye sordum...
- Kızdılar. Beşiktaş kimseye yatmaz. Ama ne yazık ki o sene bir facia. Futbol, ilişkiler eskisinden çok daha kirli artık. Etkisini sordun, olmaz mı? Var tabi, 80 lerde tribün kapma kavgalarıyla doğan nefret ve şiddet o yıllarda sıkça yaşanan benzer olaylar çerçevesinde sürüp gitmişti. Çok insan yaralandı, sakatlandı, hatta hayatını kaybedenler oldu. Yeni yüzyıldakiler bilmezler, duymamışlar, yaşamamışlar. Ancak bizim (Beşiktaş'ın) Bursaspor nefretimizin asıl sebebi o traş işiydi. Onların ise, traş sonrası her maç bizden aldıkları ağır yaralardı. Bu yaraları hemen kan akan yara sanmayın, kötü almıştık intikamımızı, yara onun yarasıydı. Biz, bize yapılanı asla unutmadık, intikam almamıza rağmen "ohh bu kadar işte" demedik. Onlar ise verdiğimiz cevaba karşılık veremediler senelerce.
- Son olayı nasıl yorumlarsınız?
- Eskiden olsa yorum yapalım tamam ama şimdi bakıyoruz polis çok değişti. Gazlar, bombalar, robocop, jop, siviller... Tribün yapıları değişti. İlişkiler, gruplar, rakip takımların tribünleri arası kankalıklar... Bizim zamanımız çok farklıydı.
- Sporda Şiddet yasası?
- Sporda şiddetin cezası sarı kart, kırmızı kart. Stad dışındaki olay asayiş olayıdır! Sokak kavgasıdır. Yaralamadır. Sporun şiddet yasası ismi bile komik. 
- Abiler sonuç?
- Sonuç şu: Bugün viskisini yudumlayıp, purosunu içerek maç izleyenler var. O zaman buz gibi havada sabahlayan, tribünü kapmak için canını ortaya koyanlar vardı. Şimdi maçın yorumu elli kanalda elli kişiye kalmış. O zaman maçın yorumunu ertesi sabah antreman sahasında taraftar yapardı. Gereken durumda futbolcuda bu yoruma dahil olurdu. Bazen koşarlardı biz arkalarından anlatırdık. Bazen tepsi etrafınde toplanır baklava yerken konuşurduk. O zaman maç kritikleri antreman sahalarındaydı. Devir çok değişti.

Not: Bu röp. video çekimi olarak yapılacaktı. Ancak bir ön görüşme için kendileriyle bir araya geldik ve çay sohbetinde yapıldı. Yakın bir zamanda kamera önünde ve çok detaylı olarak yapılacak ve bir kanalda yayınlanacak. Bu kısa konuşmayı onların okeyini alarak yazdım. Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş tribünlerinde 1980 de bulunmuş ve aktif olarak stad dışındaki tribün hayatında yer almış kişiler o dönemi anlatacaklar.

Bu Neyin Yasağı?

Blogda iki kez Voleybol Federasyonu'nu İstanbul'a yaptığı salonlar için tebrik etmiştik. Yinee bu salonların pankartlar için bir cennet olduğunu dile getirmiştik. Ancak son bir kaç maç önce resmi polisler sonra ise Fenerbahçe Spor Kulubü'ne bağlı özel güvenlikler pankartlara keyfi yasaklar getirmeye başladılar. İlk başta 'Holigan Hareket' ve 'Liberta Per Gli Ultras' pankartları için YASSAK dendi. Dün ise 'Genç Fenerbahçeliler' pankartı sokulmadı salona. 


'2Gether 4Ever Fenerbahçe' Pankartı ise bir kaç denetim ve telsiz konuşması sonucu 'olur' alabildi. TVF ve CEV in pankart yasağı yok. Tamamen keyfi uygulamalar. Holigan ve Liberta (Özgürlük) sözleri ileri demokrasinin yılmaz bekçisi cemaat polislerince sakıncalı. 'Genç Fenerbahçeliler' ismi ise dün özel güvenlikçe sakıncalı. Yasaklar ülkesiyiz. 'Ben bilmem, amirim bilir!' ülkesiyiz. 'Başkan öyle dedi' ülkesiyiz. Sadece kanun ve kurallar yasak. Keyfiyet ülkesiyiz. Kısaca kardeşim ..ki taşşağına denk bir ülkeyiz. Daha stadyumlarda ve salonlarda Nazi mahkemeleri kurulacak, cemaatin uzman polisleri asıp-kesip-yargılayacak. Üstünlerin hukuku değil bu, durup duruken dellenip alınmayalım boş yere. Bu, ülkemizin insanlarının fazlasıyla; en azından 58%lik fazlasıyla hak ettiği bir hak, hukuk ve keyfiyet sistemi. Devam edin böyle. Bu mevcut faşizm, endüstriyelleşmenin bile pabucunu dama atar. Dama attığı pabucun suçunu ise damsız maça giden taraftara keser. Hapis-para cezası-yasak. Kutunuzdan ne çıkarsa artık!

Not: Yasanın yeni hali (Sporda Şiddeti Önleme Yasası) uygulanmaya başladığında stadlarımızda pankart görmek, rtük denetiminden geçmemiş tezahürata eşlik etmek, üstünde slogan yazan atkı takmak yasak olacak ve bu yasağın çerçevesini birilerinin keyfiyeti belirleyecek. Stad ve salonlarda kurulacak mahkemelerde ise sadece mahkemeye çıkartılmanıza aracılık eden polislerin beyanları yeterli olacak. İdarecileriniz ve emniyet sizden hoşlanmıyorsa hakim önünde başka yardımcınız olmayacak. Yurt dışına çıkmanızdan takımınızın maçı olduğu gün akrabanıza ziyarete gitmenize, sevgilinizle sinemaya gitmenizden evde yatıp dinlenmeye kadar her şey yasak olacak. Karakol ve imza defteri hayatınızın yeni ortakları olacak. Ayağınızı denk alın. Akıllı olun.

13 Aralık 2010 Pazartesi

13 Aralık 1980

13 Aralık 1980...
12 Eylül Faşist darbesini yapan kahraman Amerikan oğlanlarının bayramı.
Yaşını büyüttükleri Erdal Eren'i astıkları gün.

Kenan Evren ve suç ortaklarının suçlarından sadece bir tanesi. Tayyeep in 12 Eylül 2010 da kandırdığı ahmaklar sürüsünün "Evet" oylarıyla bir kez daha onay verdikleri "İDAM" ın 30. yılı!

Haydi Tayyeep koş kanaldan kanala, ağla. Mutluluk gözyaşları dök ama halka üzüntüden ağlıyorum diye yedir. Mağdur edebiyatı yap. Ağla Tayyeep ağla.

Ama haklısınız Tayyeep ve Kenan... Haklısınız amerikan oğlanları. Sizlerin bir yumurtaya verdiğiniz tepkiyi bizler idamlara, yargısız infazlara, işkencelere, gözaltında kaybedilmeye, sokak ortasında sırtından bir kurşunla öldürülmeye, sakat bırakılmaya karşı veremedik... Yunanistan Alexis için ülkenin altını üstüne getirirken bizler Ferhat'ın tekerli sandalyeye mahkum hayatına dönüp bakmaya utandık.  Siz mağduru oynadınız biz ise Maraşta, Sivasta, 16 Mart'ta, Bayrmapaşa'da, Ümraniye'de katledildik. Siz mağduru oynadınız bizimkiler idam sehpalarında son nefeslerini verdiler. Oysa korkunuz o kadar büyük ve suçlarınız o kadar çok ki "yumurta" bile ecel terleri döktürdü size.  Ya dediniz bu yumurta atanlar çoğalırsa, ya sonra taş ardından kurşun atarlarsa... Ya birileri çıkıp ülkemize ve insanlarımıza karşı yıllardır işlediğiniz suçların hesabını sormaya kalkarlarsa... İdam ettiğiniz canlarımıza bile çıkıp utanmadan tv ekranlarında ağladınız. Yok aslında birbirinden farkınız dün Demireldiniz, Evrendiniz, Özal oldunuz, Çiller oldunuz, Ağardınız, Yılmazdınız, Hikmet Samilerden Tayyeepler doğurdunuz. 

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Necdet Adalı, İbrahim Ethem Çoşkun, Erdal Eren...

Bugün 13 Aralık 2010...Erdal Eren'in faşist darbeci Kenan Evren tarafından idam edilmesinin 30.yılı...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Elveda Mı Dedi Birisi?

Birileri son yıllarda bilmem kaçıncı defa Ali Sami Yen Stadı'na veda ediyorlar. O birileri "ulan veda ediyoruz ama ya yine bir aksilik olur ve geri dönersek" diye de düşünüyorlar. Elbette yıllarını geçirdiler o stadyumda. Son yıllarını tek başlarına yaşadılar ya o yüzden sandılar ki orası kendilerinin, orası dedelerinden miras onlara. Bu sanılarla şimdi yine benzer bir mevcudiyet süreci geçiren yeni stadyuma gidiyorlar. Gitsinler yolları açık olsun. Bu ülkede böyle siyasetçiler, böyle beleşçiler oldukça, onlar daha çok veda eder merhaba derler. Ha "koskorcuk ne der, neden bu konuyu açar" diyenlere yazıyorum... 
Okuyunuz:
1972 yılında Gayrettepe'de doğdum. Sokaklarda oynarken her ağacın ilk dalından o stadı gören bir mesafede büyüdüm. Babam beni ilk maçıma o stada götürdü 1977. İkinci maçıma ise İnönüye. Benim Ali Sami Yen'e  içerden bakışımın ilk senesiydi 1977. Sonra 1990 yılına kadar Fenerbahçe + İnönü stadlarında gittiğim maç kadar ve belki daha fazlasına Ali Sami Yen'e gittim. Sarıyer oynardı giderdim, Rize gelirdi giderdim, Trabzon oynardı giderdik, Fenerbahçemizi hiç kaçırmadık o seneler. Milli maç olur oradayız. 23 Nisan-19 Mayıs biz tribünde. Ordu Milli, Genç Milli, Zeytinburnu, Bakırköy, Sezon Açılışı, Konserler hep Ali Sami Yen stadındayız. Avrupa kupası maçı mı var oynayan kim olursa olsun biz Ali Sami Yen'deyiz. Emin olun şu an Galatasaray tribününü kovalayanların çoğundan fazla ben Ali Sami Yen'de maç ve gösteri izlemişimdir. Biz mahallemizin stadı bilirdik orayı. Küçük kardeşlerimizi ellerinden tutar, kapı demirlerinden tırmandırır, tuvalet camından stada sokardık. Tribün kapma operasyonlarında mahallemizin stadında ve çevresinde ne olsa yakın olmaya gayret ederdik. Gayrettepeye veda edişimizle eş zamanda Ali Sami Yen'e de ufaktan veda etmiştik. Sonra Fenerbahçemiz için defalarca gittik oraya. Son iki yılda onuda bıraktık. Yani ben Ali Samiyen'de son iki Gs-Fener maçını ve Kasımpaşa-Fener maçını izlemedim. Ama arada Gs-Buca ve Konya-KSK maçlarına gittim. Demek ASY ye son girişim yaz başıymış. E hesapla o zaman 2010-1977=33 YIL... Hoşçakal Ali Sami Yen stadı... 4-1 den 4-4, 3-0 dan 4-3, Fatih Terim'in ilk senesi 0-4, Su ve pet şişe yağmuru altında 1-2...Say say bitmez. Ve bilir misiniz hiç bir Galatasaraylı o staddan bizden daha mutlu çıkamamıştı 2006 Mayısında bir akşam hariç. Ve bilir misiniz hiç bir Fenerbahçeli o akşam hariç hayatında hiç o kadar mutsuz olmamıştı. Ben o akşam Denizli dönüşünde çok istemiştim o stadı yakıp yıkmayı. Belki de tam olarak o akşam kalpten ve içtenlikle veda etmiştim Sami Yen'e. Beni o stada babam götürmüştü. Ben de kardeşimi götürmüştüm. Biz Fenerbahçeliyiz. O stada isim olarak ASY deseler ve logolarını assalar da kapısına bizim Gayrettepemizin semt stadıydı orası. Ve orada Fenerbahçemizle tanışmıştık. Ne! Elvada mı dedi birisi!?

6 Aralık 2010 Pazartesi

Salon Sizi Çağırıyor

Bir gün bakıyorsunuz zaten sözleşmesi devam eden bir kadın basketbolcumuz üç yıllık yeni sözleşmeye imza atmış. Bir başka gün bakıyorsunuz "Fenerbahçe'den ayrılıp düşman camiada takılmış" başka bir oyuncu uzun sözleşmelerle geri dönmüş. Gözümüz yok kazandıklarında. Kazansınlar. Helal olsun. Karşılık olarak oyunlarıyla, davranışlarıyla, başarılarıyla camiamıza, basketbolumuza katkıda bulunsunlar yeter. Fenerbahçe kadın basketbol takımını efsane haline getiren isimler bugün aktif olarak basketbol oynamasalar bile oyuncu yetiştirme, menajerlik gibi hizmetlerle yollarına devam ediyorlar. O isimler A Takımda oynarken, kupalar-şampiyonluklar kazanırken her zaman mütevaziydiler. Mutlaka zaman ayırıp alt yapılara desteğe, genç takımlara moral vermeye gelirlerdi. Caferağa spor salonuna Genç ve Yıldız takım maçlarına gidenler Arzu Özyiğit, Serap Yücesir, Nalan Ramazanoğlu gibi isimleri tribünde görürlerdi. Kendilerinden sonra geleceklere moral vermek, destek olmak, onları motive etmek için zaman ayırırlardı efsane kaptanlar. Fenerbahçe camiasından maddi-manevi olarak aldıklarına karşılık kupalar, şampiyonluklar getirmek yetmezdi onlara. Onlar basketbol sevdalısı ve hepsinden önce mütevazi insanlardı. Bu akşam Caferağa'da Fenerbahçe ve Galatasaray genç bayan takımları lig maçı yaptılar.


Maçı A Takımımızın antrenörü László Rátgéber, yardımcı antrenörlerimizden Ernest Radjen, Takım Menajerimiz Didem Akın, A Takım oyuncularımız Penny Taylor ve Diana Taurasi de izlediler. Yıllar sonra A takım oyuncuları tribünde yer aldılar. 


İsimlere dikkat ediniz: Diana Taurasi ve Penny Taylor. Sahada mücadele eden iki takım oyuncuları için son derece heyecan verici isimler. Salona girdikleri anda tribünde bulunan alt yapı oyuncuları, aileler ve az sayıda basketbolsever ayakta alkışladı bu isimleri. Dünya kadın basketbolunun zirvesindekiler bir genç takım maçındaydılar. O tribünler böyle bir maçta daha önce Arzu, Serap, Nalan kaptanları görmüştü. Şimdi ise Taurasi ve Penny oradaydılar. 

Gözlerimiz çok zamandır böyle maçlarda Birsel, Meral, Nevriye gibi yıllardır camiamızda olan isimleri arar dururdu. Biliyoruz o isimlerin umurunda değil genç takımlar, genç oyuncular.  Penny ve Taurasi salona geleceği için kendisinide genç maçına gelmek zorunda hisseden kadın takımımızın kadın menajerine sormak lazım: Birsel, Nevriye, Meral neden gelmezler? Ya da neden getirmezsiniz? Hadi onları geçelim siz neden gelmezsiniz? Bu çocukların yanında olmak çok mu ağır, çok mu zor geliyor? 

Fenerbahçe'den aldıklarınıza karşı sadece kupa ve şampiyonluk yaşatınca yetiyor mu? Basketbola borcunuz yok mu? Gençlere borcunuz yok mu? Kadın basketbolunun geleceğine karşı sorumluluk hissetmiyor musunuz? Alex De Souza voleybol maçına giderken sizler kendi branşınızın genç maçına gitmekten neden kaçıyorsunuz? Korkmayın, o gençler sizin tahtınızı elinizden almaz, sizin kazancınıza ortak olmaz. Siz gider, destek verir, motive ederseniz işte o gençler sadece gelecekte basketbola hizmet etmeyi düşündüğünüz/düşüneceğiniz (ekmeğinizi basketboldan kazanmayı sürdüreceğiniz) günler için sizlere faydalı olurlar. Fenerbahçe için değil, bizim için değil sadece ve sadece basketbolun geleceğinde yer almak durumundaki sizlerin, kendiniz için bir Fenerbahçe-Galatasaray genç maçına gelmemenize sebebiyet veren çok geçerli mazeretleriniz olmalı. O mazeretleriniz sadece bu akşam için geçerli olmamalı, geçen akşam içinde yetmez, geçen sezon ki akşamlar ve ondan önceki sezonların gelinmemiş akşamları için geçerli bir mazeret olmalı. Salonlar sizi bekliyor. Unutmayın basketbolu bırakıp tribünde oturacağınız günler çok uzak değil. Sahada daha iyi bir basketbol görebilmek için şimdiden gidin. KORKMAYIN. KAÇMAYIN. 

Aleksis Grigoropulos, Hepimiz 16 Yaşındayız


Yunanistan'da polislerce katledilişinin üzerinden iki yıl geçti.
Aleksis Grigoropulos 
Hepimiz 16 Yaşındayız.
Dün Pana taraftarları Alexis'i unutmadıklarını bir kez daha gösterdiler.
Avrupa'da Yunanistan konsoloslukları Alexis için işgal edildi.

Kardeşimsin Alexis

30 Kasım 2010 Salı

28 Kasım 2010 Pazar

Yaktınız ama Yıkamayacaksınız. Otel, Gökdelen Yapamayacaksınız..!

Haydarpaşa Garını alevlerle donatıp, dumanlara boğan zihniyet aynı şekilde ülkenin dört yanını alevlerle donatmakta ve üstümüze kara bir bulut gibi çökmektedir.

Evet, bu alçaklar bugün Haydarpaşayı yaktılar. Ha devlet onlar ya çıkıp elektrik kontağı, ya da tinerciye bağlayıp çıkartırlar raporu. Ama biz biliyoruz, siz yaktınız.

Ancak yıkamayacaksınız! 

Otel ve gökdelenler dikemeyeceksiniz!

Haydarpaşa bu ülkede bu şehirde küllerinden doğacak bir direnişin sembolü olacak. İşte bu yangın bizim binamızı değil sizi götürecek.

İstanbul neden kavgamızın şehri anlayacaksınız.

Deplasman Hakkı Elinden Alınan Tribünler ve Sözde Tribüncüler

Basketboldan sonra voleybola da deplasman yasağı gelmiş. Eğer doğru ise ve bizim tribüncüyüz diyen arkadaşlarımız yarın buna tepki göstermezse yazıklar olsun. Kimse "onlar olsa yapar mı?" demesin. Deplasman tüm tribünlerin en doğal hakkıdır. O savunmasın, sen savunma... Bir gün gelecek ev sahibi olmak da yasaklanacak. Yazıklar olsun bu zihniyete.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Derelerimize, Kültürümüze, Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz


Fırtına Vadisi üzerinde yıllar önce, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ‘yap-işlet-devret' modeli ile Fırtına ve Hala deresinin sularından yararlanılarak Fırtına Vadisi üzerinde kurulması planlanan Dilek-Güroluk Hidroelektrik Santrali ile başlanan oyunlar bu sefer ÇAĞLAYAN  Deresi vadisinde başlanmıştır. 


Yapımı düşünülen bu 3 adet santralın  yöre insanlarına   fayda ve zararları ile insan ve çevre üzerindeki etkilerinin Türk ve Dünya  kamuoyuna duyurulmasının gereklidir.  Türkiye genelinde üretilen toplam enerjinin ancak binde 3'ünü karşılaması düşünülen santrallerin kurulmasında dere suyunun yüzde 96'sının kullanılması durumunda kalan yüzde 4'ü derelerin alüvyon yapısı nedeniyle yatakta kaybolacak, dereye akan kanalizasyonlarla birlikte çay üretimi için kullanılan gübrelerdeki atıkların yağmur suları ile yataklara akması sonucu oluşacak yosunlaşma, bataklık, sivrisinek başta olmak üzere her türlü pislik ve koku bulaşıcı hastalıklara neden olurken bölge insanının sağlığı ciddi anlamda tehdit altında kalacaktır.



Bölgede toprak tabakasının yaklaşık 20-25 cm, dolayısıyla iklimin ıslak ve yumuşak olması nedeni ile Tünel açılması için patlatılacak dinamitler ve bacalara ulaşacak yolların yapımı için kesilecek 10 bine yakın ağaç büyük ihtimalle heyelanlara neden olacak, bölgede yaşayan insanlar ve yaşadıkları tarihi konaklar büyük bir risk altına girecek, erozyon kaçınılmaz hale gelecektir. Tüneller ve denge bacalarına ulaşmak için açılacak yollar nedeniyle meydana gelecek yaklaşık 500 bin metreküp pasa bugüne kadar inandırıcı bir açıklama yapılmadığından yörede büyük bir alana yayılacak, pasa örtüsü çevreyi ve canlıları tehdit edecektir. derede yaşayan kırmızı benekli Alabalık  türleri de zarar görecek, dünyada eşine

az rastlanan çiçek ve kuş türleri de yok olacaktır. Yeşilin her tonunun doğaya nakış gibi işlendiği binlerce tür botanik bitkisi ve kuş türünün bulunduğu gür ormanları, yaylaları, krater gölleri kemer köprüleri, yüz yıllardır akan dereleri ile adeta bir dünya cenneti olan ÇAĞLAYAN Vadisinde Küresel ısınma  tartışmalarının yaşandığı bu günlerde  yapılacak baraj ve reğülatör çalışmaları  gibi olumsuzluklar yöreye telafisi imkansız yeni bir gelir darbesi vuracaktır.



ÇAĞLAYAN Vadisi suyunun %4'e inmesi ile kırmızı benekli alabalığın neslinin ve binlerce bitki türünün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması devletimizin ve başta ‘Bern Sözleşmesi' olmak üzere altına imza koyduğu ‘biyolojik çeşitliliğin korunması' na dair sözleşmelere uymama mahcubiyetinin yaşanmasına neden olacaktır. Bütün bunlarla birlikte kültürü ile iç içe mutlu bir yaşam süren vadi çevresindeki köylerin insanları yöreye en ufak bir faydası olmadığı gibi sağlığa, çevreye, canlılara, zararlı ve üstelik yörenin turizmini baltalayarak insanların gelirlerini elinden alacak bu tür baraj ve regülatör projelerinde  ısrarlı olmanın mantığını anlamak mümkün değildir. 

Son ağaç kesilmeden, son balık tutulmadan!


"Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten ve son balık tutulduktan sonra; ancak bundan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.”


Bir kızıl dere atasözü olan yukarıdaki deyim,bu projelere onay verenlerin bu doğa katliamlarının sonuçlarını da iyi hesaplamaları gerektiği   kanısındayız.


Bu  santrallerin doğaya ne gibi zararları olacak?


Bu santrallerin doğaya ne zararları olacak meselesi uzun.  Kısaca söylemek gerekirse, dere yatağını canlı tutmak için bırakılması gereken telafi suyunu yeterince bırakmıyorlar; yani sucul ekosistemin devamı için yeterli su dere yatağında bulunmayacağından, var olan sucul ekosistem yok olacak. 


Tünelleri geçirecekleri güzergahlara ulaşabilmek için yeni yollar en az 4-6 metre genişliğinde ki yüzeyde en az 15 metre alanda çalışma demek, kilometrelerce yol yaparsan hektarlarca alanda çalışma demek. Bu da hektarlarca alanda ağaç kesimini getirecek. Dere yataklarını yapacağın çalışmalardan çıkacak hafriyatı depolamak için kullanacağından hem dere yatakların doğal karakteristiğini bozuyorsun hem de dik yamaçlarda biriken molozu bu yamaçta tutan dere sedimantasyonunu bozduğundan yamaçlardan heyelanlara sebebiyet veriyorsun. 



Tünelleri açmak için patlatma yöntemi kullandığından örneğin  binlerce patlatma yapacaksın demek. Bu da heyelana neden olacak. Doğayı bozduğundan son yıllarda turizme yönelmiş yerel halkın geçim kaynağını da elinden alıyorsun. İnsanlar dağ başına doğa ile baş başa kalmak, dinlenmek için giderken her tarafı yıkılmış, deresi akmayan, her tarafı elektrik iletim hatları ile doldurulmuş bir alana gelmeyeceklerdir.