Football is for you & me, not for fucking industry

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Kazım Koyuncu ölmedi İstiklal'de yürüyor!

Hadi Diyarbakır 5.Ağır Ceza Hakimleri cesaretiniz varsa gelin tutuklayın Kazım'ı.


Kazım Koyuncu asidir, anti-faşist ve devrimcidir, karadenizlidir, halktan birisidir ve halk çocuğudur. Anısına çamur atamazsanız, leke sürmeye kalkamazsanız. Bunun hesabını Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri soramazsa dünyanın her yerinde her platforma ve her sokağa taşır biz sevenleri sorarız. O kararı yazdıran ve imzalayan hakimler cüppelerini asmak ve Türkiye halklarından özür dilemek zorundadırlar. O sözde bilirkişi, mahkemeye sanık olarak çıkarılmalı ve bu alçakca iftirasının hesabı sorulmalıdır.

Hadi kendini bilmez zavallı bilirkişi gel yakala Kazım'ı. Artvin'e gel, Trabzon'a gel, Rize'ye, İzmir'e, Bursa'ya, Ankara'ya, Mersin'e, Antalya'ya, Adıyaman'a gel. GELİN HADİ YAKALAYIN KAZIM'I. Varsa yüzünüz, varsa cesaretiniz Kazım'ın suratına okuyun mahkeme tutanaklarınızı, gerekçeli kararınızı.
 
KAZIM KOYUNCU ÖLMEDİ İSTİKLADE YÜRÜYOR!
 
Bu yazı "Kazım Koyuncu'yu pkk sempatizanı" olarak gösteren Diyarbakır 5.Ağır ceza mahkemesi'nin gerekçeli kararı ve içeriğine karşı yazılmıştır.
 
Daha fazla detay için http://yk74.blogspot.com/

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Şimdi Afrika'ya veda zamanıdır!

Hüznün fotoromanıdır...




Vay başıma gelenler!

Ulan ben de migren mi var acaba?



Aha o ne lan? Charlize mi o tribündeki!?!
Şimdi o tribünde Charlize Theron'un yanında oturmak vardı ahh ah!




Yarabbi şükür!
Körün istediği bir göz Alman yaptı bizi dört göz. Şükür buna da!


Uff puff çeke çeke bitirdik şu işi.
Koyarın ellerimi belime, bakarım annemin ligine!


Beyler dağılmayın bir arada yürüyelim, koridorda ufaktan dalıcaz heriflere.


İşte geldik gidiyoruz şen olasın Güney Afrika...

Arjantin onun için değil kendin için ağla...

Daha iyi bir kadro ile 2010 a gidebilirdi Arjantin. Ya da gidilen mevcut kadro içinden daha iyi bir 11 ile sahaya çıkabilirdi Arjantin. Ancak şu kesin dünya üzerinde aktif futbol oynayan en iyi 11 Arjantinli, hatta Arjantin tarihinin en iyi 11 i bile bu Almanya'yı yenemezdi. Hani ne olursa olsun sonuçta Almanya kazanır ya öyle değil bu sefer. Bu Almanya ne olursa olsun yenilmezdi Arjantin'e. Maradona'nın teknik direktörlüğü elbette çok eleştirilecek bir durum. Ancak esas eleştirilmesi gereken Arjantin futboludur. Defansı ve kalecisi olmayan, yıllardır olamayan Arjantin futbolu sahaya 10 forvetle çıksa bu maç 0-4 bitmezdi belki ama Arjantin yine kazanamazdı. Ne bu maç, ne bir başka maç benim Arjantin ve özellikle Maradona sevgimi değiştirmez. Ancak Maradona hemen milli takım sorumluluğunu bırakmalı, hatta mümkünse kulübede olacak hiç bir görevi almamalı bundan sonra.

Biz yaşadık, şahit olduk onun dünyanın en büyük futbolcusu olduğuna. Yeni nesiller onu kötü bir teknik adam olarak bilmesin.

Haydi Diego istersen aşağıdaki resimde olduğun gibi kiloları al,
koltuğunun altına dvd player ını koy ve geç tv başına izle dünyanın futbolunu.

İstersende giy Boca formanı yak puronu bak keyfine.
Boca'da hiç keyif vermiyor ya artık, neyse!


2 Temmuz 2010 Cuma

Gün tutuştu, gece tutuştu, yangınlarda tutsak canlar tutuştu!

2 Temmuz 1993 Sivas
Şairdiler, halk ozanıydılar, yazardılar, ressamdılar, semazendiler, müzisyendiler, karikatüristtiler, öğrenciydiler...

Pir Sultan Abdal etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği 1-4 Temmuz 1993 tarihleri arasında ozanlardan, yazarlardan, sanatçılardan ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinden oluşan yüzlerce kişi, Sivas’ta toplanmışlardı. Sivas Valisi’nin davetlisi olarak kente gelen Aziz Nesin’e tepki olarak başlayan ve günler öncesinden sistemli olarak gerici ve faşist çevrelerce yürütülen protesto, güvenlik güçlerince kontrol edilemeyince katliama dönüştü… Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi ve otelde mahsur kalanlardan 37 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan “Sivas Katliamı” olaylarının üzerinden 17 yıl geçti…

37 İnsan…
2 Temmuz 1993'te, gerici güçlerce Sivas Madımak Oteli'nde 37 kişi yakılarak öldürüldü. "Sivas katliamı"nda yaşamını yitirenler, şairdiler, halk ozanıydılar, yazardılar, ressamdılar, semazendiler, müzisyendiler, karikatüristtiler, öğrenciydiler...

Asaf Koçak, karikatürist, 35 yaşındaydı.
Asım Bezirci, araştırmacı, yazar, 66 yaşındaydı.
Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu’nun eşi, 35 yaşındaydı.
Muhlis Akarsu, halk ozanı, 45 yaşındaydı.
Gülender Akça, sanatçı, 25 yaşındaydı.
Ahmet Alan, 22 yaşındaydı.
Mehmet Atay, gazeteci, fotoğrafçı, 25 yaşındaydı.
Sehergül Ateş, elişi sanatçısı, 30 yaşındaydı.
Behçet Aysan, şair, 44 yaşındaydı.
Erdal Ayrancı, 35 yaşındaydı.
Belkıs Çakır, semah sanatçısı, 18 yaşındaydı.
Serpil Canik, 19 yaşındaydı.
Muammer Çiçek, tiyatrocu, 26 yaşındaydı.
Carina Thuijs, gazeteci, 23 yaşındaydı.
Serkan Doğan, 19 yaşındaydı.
Hasret Gültekin, halk ozanı ve müzik araştırmacısı, 26 yaşındaydı.
Murat Güneş, 22 yaşındaydı.
Murat Gündüz, öğrenci, 22 yaşındaydı.
Gülsüm Karababa, sanatçı, 22 yaşındaydı.
Uğur Kaynar, şair, 37 yaşındaydı.
Koray Kaya, öğrenci, 12 yaşındaydı.
Menekşe Kaya, sanatçı, 17 yaşındaydı.
Metin Altıok, şair, yazar, 52 yaşındaydı.
Handan Metin, öğrenci, 20 yaşındaydı.
Sait Metin, sanatçı, 23 yaşındaydı.
Huriye Özkan, sanatçı, 22 yaşındaydı.
Yeşim Özkan, sanatçı, 20 yaşındaydı.
Ahmet Öztürk, otel görevlisi.
Ahmet Özyurt, sanatçı, 21 yaşındaydı.
Nesimi Çimen, aşık, halk ozanı, 62 yaşındaydı.
Nurcan Şahin, sanatçı, 18 yaşındaydı.
Özlem Şahin, sanatçı, 17 yaşındaydı.
Asuman Sivri, semah sanatçısı, 16 yaşındaydı.
Yasemin Sivri, semah sanatçısı, 19 yaşındaydı.
Edibe Sulari, Bektaşi kültürü araştırmacısı, 40 yaşındaydı.
İnci Türk, eczacı, tiyatrocu, 22 yaşındaydı.
Kenan Yılmaz, otel görevlisi, 22 yaşındaydı.

Yakılarak katledilmelerinin üzerinden tam 17 yıl geçti. Katledilenlerden bazıları bu dünyada 17 yıl bile yaşamamışlardı oysa! Onları katledenler ve emri verenler 17 yıldır ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Maraş'ta, Çorum'da olduğu gibi. Katillerin ve emri verenlerin bazıları meclis sıralarında kendilerine koltuk bile buldular zamanında. Katleden zihniyet ise dün olduğu gibi bugünde iktidarda.

Saflar nettir. Bir yanda yakanlar, bir yanda yakılanlar var. Kimse arada değildir.

Yakılan biziz. Yakılan halktır.

Yakanlar ise emperyalistler, onların ülkemizdeki işbirlikçileri, düzen partileri, ve abd güdümlü siyasi iktidarlardır. AKP iktidarının yeri tartışmaya yer vermeyecek biçimde yakanların safındadır.

17 yıl geçti.
Sivas'ı unutmadık, unutmayacağız.
Biliyoruz bir gün mutlaka Sivas katliamının hesabı sorulacaktır!

Video izlemek için : Grup Yorum - Gün Tutuşur

Alttaki karikatürlere dikkatlice bakınız, lütfen!

28 Haziran 2010 Pazartesi

Evet bir rövanş bu ancak...

2010 Dünya Kupası Çeyrek final eşleşmeleri belli olmaya başladıkça her eşleşme için tarihten sayfalar açılma geleneği tavan yapıyor. Almanya - Arjantin eşleşmesi için ise özellikle kaliteli Türk medyası '2006'nın rövanşı' kolaylığını seçmiş durumda. Tabi zaten bizim medya balık hafızalıdır ya okurlarını da kendisi gibi bilir. Kendisi nasıl düşünürse okurda öyle düşünsün ister. Bakıyorum başarılı olmuşlar. Hemen 2006'nın rövanşı başlığı altında bu eşleşme değerlendirmeye alınmış. Biz biraz eskiyiz, bizim kaliteli Türk medyasının hafızasına 3-5 basacak bir tarih bilgimiz var.

Yaşadıklarımız var, gözlerimizle TV ekranlarından şahit olduklarımız var. İçimizde gittikçe kuvvetlenen bir Arjantin sempatisi var. En önemlisi Maradona ile büyümüş bir neslin çocuklarıyız. Barcelona, Boca ve Arjantin'i sevdiysek bunun en büyük sebebi DİEGO MARADONA’YA olan hayranlığımızdır.

İşte bizim gibiler için önce Maradona sonra Arjantin gelir. Eğer o çimlerin üstünde ya da yakınında Diego varsa bizim kalbimiz orada atar. Diego için ve onun Arjantin'i için dua ederiz. Dün böyleydi, bugün böyle, yarın da değişmeyecek. Türkiye kupaya katılsa bile kalbimizin yarısı Arjantin için heyecan yaşamaya devam edecek. 2010 Güney Afrika'da sahada Arjantin var, Arjantin'in başında ise Maradona. Kazanılan her maç öncelikle Maradona'nın galibiyeti, Maradona'nın zaferidir. Oynanacak her maç öncelikle Maradona'nın maçıdır. Bu yüzden Almanya - Arjantin eşleşmesi bizim için Maradona - Almanya hesaplaşması, Maradona'nın Almanya ile rövanşıdır. 1990 İtalya'nın rövanşıdır. Öncelik Maradona'nın olduğu için bu maç ancak ve ancak 1990'ın rövanşı olur.

Maradona - Almanya maçı 3 Temmuz 2010 da... Maradona'nın Arjantin'i sahaya bir rövanş için çıkıyorsa o 2006 için değildir. Yazın aklınızın bir köşesine.

Diego, gözyaşlarını unutmadık! Senin için, senin Arjantin'in için seninle beraber binlerce kilometre öteden döktüğümüz gözyaşlarımızın nemi hala geçmedi. Yirmi yılın üstüne şimdi rövanş zamanı.

25 Haziran 2010 Cuma

Şarkılarla geçtin aramızdan

Kazım Koyuncu, tam da bu memleketin en çok ihtiyaç duyduğu insanlardandı.

Ernesto
Albüm: Zuğaşi Berepe,
Va Mişkunan
Söz: Mehmedali Barış Beşli
Müzik: Kazım Koyuncu


Biliyorum
Toprak çökecek
Bir yıldız yağmuruna tutulacağım
Başım dönecek
Arkamda seni bulacağım
"Haydi" diyeceksin
Ernesto gibi
Gidelim
Yıldızların çok olduğu
Bir gökyüzü altına...

24 Haziran 2010 Perşembe

Nereye ey güzel insanlar?

Endüstriyel futbolun kalesi Aziz Yıldırım yönetimi ve endüstriyel futbolun faşist uygulamalarının öncelikli hayata geçirilme merkezi Ş.Saraçoğlu Stadı...


Münferitler o stadın koltuklarını bir süreliğine terk ettiler diye sevinmeyin, gruplar o stadın koltuklarını bir süreliğine terk ediyorlar diye boşa bayram yapmayın! Bu gidişin dönüşü öyle büyük olacak ki rüzgarından savrulacak, uçuşan tozlara karışıp tarih sayfalarındaki zavallılar bölümünde silik birer isim olacaksınız.

Fenerbahçe tribünleri endüstriyelleşmeye karşı durduğu, tek tipleşmeye ve faşist cezalara baş kaldırdığı için, boyun eğmediği için, onuruyla tribün mücadelesine devam ettiği için önümüzdeki sezon koltukları kısmen bile olsa boş bırakabilme cesaretini sergilemiştir ve sergilemeye devam edecektir. Kanun koyucular, uygulayıcılar ve endüstriyelleşmenin kölesi yönetimler, bu gidiş aslında sizin bitişinizin başlangıcıdır. Tribünler taraftarındır. Taraftar sevdasına ve onuruna sahip çıkıyor. Yüzlerce münferit, Grup CK, Vamos Bien...
Fenerbahçe halktır ve halk o kapıları mutlaka en kısa zamanda kırıp stadına girecek ve kendisine ait olanı daha güçlü, daha organize olarak alacaktır. Tribünler bizimdir, sokaklarda bizimdir. Ne yapsanız nafile, ne ceza kesseniz boş. Bizler, kardeşlerimiz, çocuklarımız, torunlarımız Fenerbahçeyi, Fenerbahçemizi size ve kirli politikalarınıza bırakmayacağız! Sonunda biz kazanacağız! Fenerbahçe kazanacak!

Nereye ey güzel insanlar?
Asıl kavgamız şimdi başlıyor!

23 Haziran 2010 Çarşamba

DOCUMENTARIST

Yaşadığınız şehir İstanbul mu? 'Evet' ise cevabınız gündüzleri 12:00 den itibaren boş vaktiniz var mı? Bu soruya da 'Evet' diyorsanız mutlaka Beyoğlu'na gidin ve Documentarist kapsamında belgeselleri izleyin.
Kısa sürede hızla büyüyen, İstanbul'un genç sinema etkinliklerinden DOCUMENTARIST, bu yıl ABD'den Lübnan'a, İsviçre'den Hindistan'a, Arjantin'den İzlanda'ya, İran'dan Kore'ye, Danimarka'dan Fransa'ya 35 ülkeden 120'den fazla filmin oluşturduğu geniş bir programla seyirci karşısına çıktı.
İlk gün iki, bugün ise bir etkinliğe katılabildim! Perşembe üç, Cuma ise iki gösterimde izleyicilerin arasında olmaya çalışacağım. Sizlere de öneriyorum. Vakit ayırabilirseniz mutlaka gidin.


Daha fazla detaya ulaşabilmek için DOCUMENTARIST i ziyaret edin.