Football is for you & me, not for fucking industry

7 Ekim 2010 Perşembe

1899 da Kurulmamışlar Desem...

Uzun zamandır Türk Futbol Tarihi isimli bir çalışmanın içersindeyim. Çalışma devam ediyor. 1880 den bu güne önce Osmanlı sonra Türkiye topraklarında futbolun doğuşu ve gelişimi ile alakalı bir çalışma. Başta 19.yy ve 20.yy da Osmanlı topraklarında yayınlanmış ve bugüne kadar korunmuş çok sayıda Rumca, Ermenice, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Eski Türkçe ve hatta Rusça, Romence, Bulgarca, Sırpça gazete, dergi, bülten tek tek inceleniyor. Bildiklerimiz, bildiğimizi sandıklarımız ve bilmediklerimiz tek tek ortaya konuyor. Şimdi bu kapsamlı araştırmanın içinden elde ettiklerimize dayanarak size Siyah Çoraplılar 1899 da kurulmamışlar desem... Bu topraklardaki ilk futbol ligi 20.yy da değil 19.yy ın son çeyreğinde kurulmuş ve tamamlanmış desem...

Bu vesile ile kardeşim Canarino yolun açık olsun. Moskova'ya çok çok selamlarımızı götür. Şimdilik hoşçakal.

28 Eylül 2010 Salı

Ali Duran Örnek 14 Yaşında

Bir yıl önce Fenerbahçe Futbol Okulu öğrencilerinden Ali Duran Örnek antreman sırasında göğsüyle kontrol ettiği bir topun ardından yere yığıldı. Hastaneye yetiştirilmeye çalışılan minik kardeşimiz ne yazık ki kurtarılamadı ve bu küçük yaşında Fenerbahçe formasını kendisine kefen yaptı.

Bir yıldan fazla oldu. Ali Duran Örnek şu anda 14 yaşında olacaktı. Ölüm sebebini hala bilmiyoruz. Yeni ölümler olmaması için ne gibi tedbirler alındı bilmiyoruz. Acılı ailesi ne durumda bilmiyoruz. TOKİ tarafından yapılan ve Galatasaray'a tahsis edilen yeni stadın inşaatında çalışan iki işçi kardeşimizin ölümleri sonrasında yürütülen kampanyaları görünce insan en azından "Ali Duran Örnek Futbol Okulu" isminin Fenerbahçe futbol okullarına verilmesini beklemek çok mu diye düşünüyor! Ali Duran'ı yaşatamadık bari ismini yaşatalım.

Ali Duran Örnek'in hayatını kaybettiğini öğrendikten sonra geçen sene yazdığımız blog yazımız: http://koskorcuk.blogspot.com/2009/09/raporlar-tam-gomun-cocugu.html

19 Eylül 2010 Pazar

Vefa, burada semt adı bile değildir!

Hoşçakal Naci baba! Mekanın cennet, ruhun şad olsun. Kusurumuza bakma. Çok az kişiydik seni uğurlarken. Senin ömrünü verdiğin camianın başkanı bile yoktu avluda. Gençler vardı az çok. Paşalı vardı. Kulübün kadrolu cenazecileri Serkan Acar ve Vedat Olcay'da gelmişlerdi. O kadar işte. Zaten burası Azizbahçe. Burada vefa semt adı olarak bile ağıza alınmaz. Gerçek anlamda vefa ise ancak tarihteki hikayelerde vardır. Şimdi sen de gittin Naci baba. Gerçek Fenerbahçe hikayeleri sevgili Canarino kardeşimizdeki el yazısı hatıralarında kaldı. Bundan sonra Fenerbahçe tarihi ünlü palavra ustası Sertaç Kayserilioğlu'ndan dinlenir artık! Böyle vefasız nesile palavradan tarih ve tarihçi yakışır. E zaten bizim tarihimiz son Vefa'nın bir oyla kaybettiği gün başlamamış mıydı? Bugün Naci babayı değil Fenerbahçe'nin vefa ruhunu uğurladık Kızıltopraktan. Arkasından boşa dua etmeyin, bolca su dökün kovayla, belki geri gelir o ruh. Aziz ruh gider ve gerçek ruhumuz geri gelir...

18 Eylül 2010 Cumartesi

Halk Fenerbahçesini Omuzlarda Taşırdı


Fenerbahçe maçları daima deplasmanda, karşı tarafta oynadığı için bizim gidip seyretme şansımız çok azdı. Çünkü çocuktuk da ve bırakmazlardı da. Maçları parkın ordaki, Yoğurtçu Parkı'nın ordaki polis karakolunun komseri Rıza Baba'dan öğrenirdik. O pencerenin önünde otururdu. O telefon ederdi, Taksim'deki polis karakoluna. O ordan öğrenirdi. Telefonu da manyetolu, telefonu yarım saat telefonu çevirir çevirir, ondan sonra bize derdi ki Fenerbahçe 1-0 galip falan mesela. Biz doğru iskeleye karşılamaya giderdik. Bir defasında iskeleye gittik, Fenerbahçe'yi karşılamaya. Takım gelmedi, vapur geldi takım çıkmadı. Bir vapur daha geldi gene takım çıkmadı. Üçüncü vapurda çıktılar, sorduk niye gelmediniz diye. Taksim'den Kadıköy vapuruna kadar takımı omuzda halk getirmiş. İşte bunun için büyüktür.

Naci Barlas

Naci Barlas'ın anılarını okumak için Canarino bloguna göz atabilirsiniz.

Bir Çınar Devrildi! Naci Barlas...

Mekanın cennet olsun, huzur içinde yat!

Halkın Fenerbahçesi seni asla unutmayacak!

11 Eylül 2010 Cumartesi

Yarın 12 Eylül


30 Yıl geçti. Amerikan uşağı faşist darbenin üzerinden tam 30 yıl geçti. Ne halk oylamaları ne de geçici düzenlemeler 12 Eylül 1980 i hayatımızdan çıkaramaz. Korkutulmuş, sindirilmiş, tarikatların, şeyhlerin sürüsüne koyun olarak verilmiş yeni bir nesil yaratıldı. İşte o nesil en büyük zaferini kazanmak için yarın faşist darbenin yıldönümünde sandıkta olacak. 12 Eylül 1980 faşist darbesini ve darbe emrini verenleri mevcut yasalar yargılayamaz. Zaten darbeciler halkın vicdanında yargılanmış ve cezalarını almışlardır. İşkencelerden geçirilen, darağaçlarında katledilen, gözaltında kaybedilen, cezaevlerinde insanlık dışı davranışlarla tutsak edilen 12 Eylül'ün gerçek mağdurlarına, devrimcilere selam olsun. 30 yıl önce askeri darbeyi yaşayan ülkemiz yarın ise bir sivil darbe ile tanışacak belkide... 12 Eylül 1980 e ve 12 Eylül 2010 a HAYIR.

27 Ağustos 2010 Cuma

Ölmüşüz Ağlayanımız Yok

Bu utançda size az değil mi? Elenmediğiniz Yunan, yenilmediğiniz Pontus takımı kalmadı... Teşekkürler Aziz Yıldırım bugüne kadar yaşattığın ve bugünden sonra yaşatacağın tüm acılar ve kepazelikler için. Teşekkürler futbolcular, teşekkürler Aykut hoca. Tarih sizi her zaman yazacak. Mayıs 2010-Ağustos 2010 arası unutulmayacak. Hepiniz gurur duyun eserinizle.

Türkiye 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası


Son dönemde basketboldan ve salonlardan oldukça uzak kaldım. İlk kez ülkemizde düzenlenecek bir uluslararası organizasyonda görev almadım. Akredite olmak için bile kılımı kıpırdatmadım. Abd takımı büyük yıldızları olmadan geliyor diye değil, Fransa, Arjantin, Almanya NBA yıldızlarını getirmedi diye diye hiç değil... Ülker firması basketbolumuzu tekeline almaya başladığı günden bu yana yavaş yavaş bitti içimdeki heyecam, salonlara gitme sevdası. Oysa bu dünya kupası en gidilmesi gereken ve çocuklarımıza anlatılacak en çok hikayemizin olacağı dünya kupası olacak. Grup maçlarının programına baktım. Kadro yapımıza baktım. Hazırlık döneminde hiç iyi sinyaller vermemiş olmamız bence önemli değil. Çünkü bizim basketbol milli takımımız turnuva takımı ve hep en beklenmedik işlere imza atabiliyorlar. Bu şampiyonanın kuşkusuz en büyük favorisi Abd takımıdır. Kadrosu kimlerden oluşursa oluşsun favori onlardır. Ardından finalist adayları gelir: İspanya, Arjantin, Türkiye ve Sırbistandır bana göre en kuvvetli aday. Ve bence Abd kesin final oynacağına göre yarı final eşleşmeleri önemlidir. İspanya dışında en basketbol oynayan takım Arjantin sanırım. Brezilya, Slovenya, Rusya, Litvanya, Fransa, Yunanistan iyi takımlar ama hepsini rahatlıkla yenebiliriz. İspanya, Arjantin, Sırbistanla eşleşmeden yarı finale gelirsek orada Abd dışında yenemeyeceğimiz takım yok diye düşünüyorum. Ve tüm bunlara rağmen turnuvadan çok uzak kalmak istiyorum. Bir sponsor firma tarafından getirilen yarı final ve final davetiyemi ise Türkiye Milli Takımının iki maçını izlemek için kullanabilirim. Yani Türkiye yarı final oynar, final oynar diyorum. Seyirci, ev sahipliği avantaj. Ancak bu turnuvanın Abd sonrası en kaliteli kadrosu bizim. Gülmeyin öyle gerçekten. Tanjeviç rotasyonlarında sapıtmazsa yarı final kesin. Finalide oluşturacağımız atmosfer getirir. Bu şampiyonada yarı final dışında her sonuç kötüdür.