Football is for you & me, not for fucking industry
basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2010 Cuma

Türkiye 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası


Son dönemde basketboldan ve salonlardan oldukça uzak kaldım. İlk kez ülkemizde düzenlenecek bir uluslararası organizasyonda görev almadım. Akredite olmak için bile kılımı kıpırdatmadım. Abd takımı büyük yıldızları olmadan geliyor diye değil, Fransa, Arjantin, Almanya NBA yıldızlarını getirmedi diye diye hiç değil... Ülker firması basketbolumuzu tekeline almaya başladığı günden bu yana yavaş yavaş bitti içimdeki heyecam, salonlara gitme sevdası. Oysa bu dünya kupası en gidilmesi gereken ve çocuklarımıza anlatılacak en çok hikayemizin olacağı dünya kupası olacak. Grup maçlarının programına baktım. Kadro yapımıza baktım. Hazırlık döneminde hiç iyi sinyaller vermemiş olmamız bence önemli değil. Çünkü bizim basketbol milli takımımız turnuva takımı ve hep en beklenmedik işlere imza atabiliyorlar. Bu şampiyonanın kuşkusuz en büyük favorisi Abd takımıdır. Kadrosu kimlerden oluşursa oluşsun favori onlardır. Ardından finalist adayları gelir: İspanya, Arjantin, Türkiye ve Sırbistandır bana göre en kuvvetli aday. Ve bence Abd kesin final oynacağına göre yarı final eşleşmeleri önemlidir. İspanya dışında en basketbol oynayan takım Arjantin sanırım. Brezilya, Slovenya, Rusya, Litvanya, Fransa, Yunanistan iyi takımlar ama hepsini rahatlıkla yenebiliriz. İspanya, Arjantin, Sırbistanla eşleşmeden yarı finale gelirsek orada Abd dışında yenemeyeceğimiz takım yok diye düşünüyorum. Ve tüm bunlara rağmen turnuvadan çok uzak kalmak istiyorum. Bir sponsor firma tarafından getirilen yarı final ve final davetiyemi ise Türkiye Milli Takımının iki maçını izlemek için kullanabilirim. Yani Türkiye yarı final oynar, final oynar diyorum. Seyirci, ev sahipliği avantaj. Ancak bu turnuvanın Abd sonrası en kaliteli kadrosu bizim. Gülmeyin öyle gerçekten. Tanjeviç rotasyonlarında sapıtmazsa yarı final kesin. Finalide oluşturacağımız atmosfer getirir. Bu şampiyonada yarı final dışında her sonuç kötüdür.

24 Mart 2010 Çarşamba

Doping bu kapağın altına, peki şampiyonluk nerede?


Elbette günümüz koşullarında sponsorluk çok önemli. Basketboldaki rakibin olan müessesenin sana sponsor olması ve isim birleşmesi sonrası yaşananlar çok tartışmalı ama önemli. Basketboldaki diğer rakibin olan müessesenin seninle oynadığı maçlarda şaibelerle galibiyetler alması, organize doping yapması, sporu kirletmesi bunlar hiç ama hiç önemli değil. Çünkü her şeyin maddi bir bedeli var mevcut yönetimimiz için. Ülker'e karşıydım. Efes'e de karşıyım. Ülker'e firmanın siyasi yönü ve temsil ettiği sermayenin rengi için karşıydım. ve karşıyım. Efes'e ise şampiyonluğumuzu bin bir türlü pislikle çalmaya kalkıştığı ve çalabilmesi için bizim de elden geleni hocasıyla, oyuncusuyla ve yönetimiyle esirgemediğimiz o bilinen durum için karşıyım. Yaz aylarıydı sene 2009... Fenerbahçe'nin iki genç ve gelecek vaad eden yöneticisi basının karşısına çıktılar. Efes Pilsen'i "organize doping yapmak" iddiası ile suçluyorlar ve "çalınan şampiyonluğun" takipçisi olacaklarını söylüyorlardı. Şimdi o iki genç ve gelecek vaad eden yönetici üyesi bulundukları yönetim kurulunun başkanına hayatlarında bir kez bile hayır diyemedikleri için mevcut son durumdan öncelilkli sorumludurlar. Fenerbahçe Spor Kulübü "organize doping yapmak" ve "suç işlemek" ile itham ettiği Efes Pilsen markasıyla sponsorluk anlaşmasını iki yıl uzattı. Hadi sayın Aziz Yıldırım'ın para için satmayacağı tek bir Fenerbahçelilik değeri bile yoktur biliyoruz. İstifada etmez. Ama Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu beyler sizlere iki sorum var:


1- Organize Doping ve çalınan şampiyonluk iddianız YALAN ve İFİTARA mı?


İlk sorumun cevabı HAYIR ise (ki HAYIR) o halde;


2- Fenerbahçe çalınan şampiyonluğunu unutmak ve iddialarını rafa kaldırmak için kaç lira aldı? Bu durum sizi rahatsız etmedi mi?


Günü gelince 3-5 milyon dolarlık sponsorluk anlaşmaları ile Voleybolda, Basketbolda başka kupaları ve şampiyonlukları hediye edecek miyiz? ya da çok acı ve söylemeye dilim varmıyor ama:

2008-09 sezonu şampiyonluğunu Efes'e kaç dolara satmış oldu Fenerbahçe Ülker?


Sizin endüstriyel anlayışınıza da para hırsınıza da tüküreyim. Yazıklar olsun.


Hafta sonu Galatasaray'ı yeneriz ve tebaanız her yenilen boku, pisliği unutur nasıl olsa.


Yazıklar olsun.

22 Şubat 2010 Pazartesi

8li Türkiye Kupası Finalini piç etmek


Başlık için kimse "küfür" barındırıyor demesin... Bu kelime TDK sözlüğünde böyle kullanılır ;)

Avrupa basketbolu hafta sonunu kupa finalleriyle geçirdi. İspanya'da, Bilbao'da 15000 seyirci önünde oynanan finalde Real Madrid'i 80-61 yenen Barcelona kupayı kazandı. Maç ulusal yayın yapan şifresiz bir kanal, şifreli bir kanal ve İspanya dışında yedi kanalda yayınlandı. İtalya Kupasını Avellino şehrinde 7000 den fazla seyirci önünde C.S.Bologna'yı 83-75 yenen Siena kazandı. Maçı şifresiz yayın yapan bir ulusal kanal, şifreli yayın yapan bir kanal ve İtalya dışında 4 kanal canlı yayınladı. Polonya kupasını Varşova'da 7000 seyirci önünde oynanan maçta Turow'u 80-75 yenen AZS Koszalin kazandı. Maç Polonya'da ulusal yayın yapan bir kanalda ve uyduda şifresiz yayınlandı. Yunanistan Kupası'nda mutlu sona final maçında Panathinaikos'u 68-64 yenen Olympiakos ulaştı. Maçı iğne atsan yere düşmez bir kalabalık önünde oynadılar. Ulusal şifresiz bir, digital şifreli bir ve Yunanistan dışında 5 ülke tv si canlı yayınladı. Türkiye Kupası finalini 2500 kişilik bir salona girebilenler ve DSpor kanalı üzerinden taş çatlasa 100.000 kişi seyretti. İşte basketbol böyle sevdirilir. Salonu küçük tutacaksın, yayını en az kişinin izleyebileceği kanala vereceksin. Millet merak edecek "ne oluyor acaba lan orada?!?!" diyerek salonlara koşacak. Bu, ülkemizde basketbolu sevdiricez o yüzden 8li finalleri gezdiriyoruz yalanlarının taaa.... Piç ediyorsunuz o kadar. En başarılı olduğunuz konu bu zaten. Kupayı Fenerbahçe kazanmasa basında da nah yer bulurdu final günü sonuçları... İtalyan, Yunan, İspanyol ve hatta Polonyalı bilmiyor ama TBF biliyor her haltı. Yakışır.

Türkiye Kupasını kazanan takımımızı ve tüm emeği geçenleri kutluyoruz. Ancak on günde alınan sonuçlar değil kaybedilen 2008-2009-2010 yıllarının hedefleri önemlidir. Sonuç olarak Tanjeviç mutlaka gönderilmelidir.

43 sene sonra gelen kupa :) Bunu bazı ileri zekalılar böyle söyledi diye herkes kabul etmiş... 43 yıl sonra gelen kupa diye yazan yazana. Türkiye Kupası aralıksız 43 senedir yapılır ve sen 42 sene alamazsın başkaları kazanır, o zaman "43 sene sonra gelen kupa" denir. Şimdi 1928 senesinde yapılan Gazi Büstü kupası 2028 de yapılsa ve bir takım kazansa "100 sene sonra nihayet kazandı" mı yazılacak?!?! Fenerbahçe kazandı ya, bunu bile "43" sayısıyla bir şekilde küçümseme çabasıdır bu. Zaten 20 yıl oynanmamış bu kupa. Evet Fenerbahçe çok uzun süre alamamıştır bu kupayı. Ancak ilk kazandığı kupadan sonra düzenlenen 23. kupayı kazanmıştır.

21 Şubat 2010 Pazar

Doping yoksa Efes yok


Efes'in torbacısı, basına yansımayan bir operasyonda tutuklandı galiba. Belki de padişah 1.Recep'in akraba olarak saymadığı yeğenidir o torbacı. Burası Türkiye, komplo teorisi kurmazsan olmaz. Hoş bu teori cuk diye oturdu. Yeğen yok ortada, Efes'in idrarı+kanı temiz. Maçların galibi Fenerbahçe. Benzetme yapıyoruz tabi, uyuşturucu satan, temin eden, kullanan herkes mutlaka hesap vermelidir. Bunu yapan ülkenin büyük sermaye kalesi Efes de olsa, başbakanın akrabası da olsa durum değişmemelidir. Sonuç olarak Fenerbahçe bir haftada iki kez Ergin'i germiştir. Doping Pilsen Spor Kulübü'nün başı salonlarda ezilmiştir. Bir umutla hala koltuğunda olan cesur bir savcının "Organize Doping" konusunda girişimlerini beklemek ise bu fakirin ekmeğidir.

Yazımızı şöyle bitirelim:

"Söyle Efes söyle, söyle ne oldu?...!"...!!!

17 Ocak 2010 Pazar

KAMUOYUNUN DİKKATİNE ! Tanjeviç GO HOME!

Haydi dedik, çıkarsak bir sonraki tur başımıza gelecekler bu grupta gelenlerden daha kötü olacak ama haydi dedik son kez susalım Kaunas maçı bitene kadar. Kazansak, kaybetsek, elesek, elensek fark etmeyecekti… Maç sonunda bağıracaktık “Tanjeviç İstifa” diye… Zaten bizim bildiri yazmamız, insanları protestoya davet etmemiz aslında bir mesajdan ötesi değildi. Her Fenerbahçeli durumun farkındaydı ve maç bitene kadar takımına destek verecek, maç sonunda ise “Tanjeviç İstifa” diye haykıracaktı.
Bizim tepkimiz Tanjeviç’in geliş şeklinden, sözleşmesine, oynattığı basketboldan, eleştirilmezliğine, yönetimin tüm ipleri eline vermiş olmasından basketbol takımımızın federasyon başkanı ve Mahmut Uslu ikilisinin elinde oyuncak oluşunaydı.
Turgay Demirel - Mahmut Uslu ikilisi tartışmasız Türk basketbolundan temizlenmesi gereken ilk on isimden ikisidir. Ergin Ataman – Kerem Gönlüm ve Galatasaray basketbol şubesi ile Galatasaray’ı adeta aklayan tahkim kurulu sıralamada bu isimlerden sonra gelirler. Tanjeviç’i ayrı tutuyoruz. Hayatının en güzel günlerini burada yaşıyor. Milli takım başarısız, Fenerbahçe Ülker hezimetlere alışmış, ses eden yok, hesap soran yok. Maaş tıkır tıkır ödeniyor. Salonlar boş, takımımız neredeyse hedefsiz…
Peki, Sayın Aziz Yıldırım bu kadar rezillik ortadayken siz ne yapıyorsunuz? Salonu ilk siz terk ediyorsunuz. Sarı Lacivert renklere âşık Aydın Örs’ü TBF - Mahmut Uslu çetesine yem ediyorsunuz. Her geçen gün kötüye giden şubeyi sırf “Ben bilirim” inadınız yüzünden mahvediyorsunuz. Aydın Örs sonrası yaşanan başarısızlıkların sorumluları ilk başta Sayın Aziz Yıldırım ve Mahmut Uslu’dur. Bogdan Tanjeviç, Nedim Karakaş, Remzi Dilli, teknik heyet ve oyuncular en az baştakiler kadar bu rezaletin ortaklarıdır. Sayın Aziz Yıldırım, yanınızdaki kişileri ve egonuzu Fenerbahçe’nin + Fenerbahçelinin üstünde görme alışkanlığınız sadece senelere değil, on milyon dolarlara mal olmaktadır. Artık aynaya bakınız ve ilk suçlunun kendiniz olduğunu görünüz. Yapmanız gerekenleri hepimizden iyi biliyorsunuz ama egonuz buna müsaade etmiyor. Mahmut Uslu’yu yönetim kurulundan çıkartınız, Tanjeviç’in görevine son veriniz ve Turgay Demirel Federasyonu’ndan hesap sorunuz. Basketbol şubesinde Nedim Karakaş-Remzi Dilli gibi isimleri değiştiriniz.

Fenerbahçe’mizi, Galatasaray ve Efes lobisine kurban ettiniz, Turgay Demirel-Mahmut Uslu ikilisine esir ettiniz, ARTIK YETER!

Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı olduğunuzu hatırlayın. Fenerbahçe’nin HAKLARINI KORUYUN ve SAVUNUN.
Fenerbahçe’mizin basketbolunu bu hale getirenlerden hesap sorun.

MAHMUT USLU’yu, BOGDAN TANJEVİC’i ve TURGAY DEMİREL’i
İ S T E M İ Y O R U Z !

FENERBAHÇE TARAFTARLARI
FENERBAHÇE BASKETBOL GÖNÜLLÜLERİ

12 Ocak 2010 Salı

Bildiri : "Tanjeviç İstifa" Protestosu

Fenerbahçe Ülker Basketbol takımının başına getiriliş şekli ve sözleşmesindeki gizlilikler hep tartışma konusu olan Bogdan Tanjeviç’in geldiği günden bu yana oynattığı basketbol ortadadır. Aydın Örs’ten çaldığı mirası her gün kötüye kullanmıştır. Basketbolu zevksizleştirmiş, son derece kaliteli oyunculardan kurulu takımımızı sıradanlaştırmıştır. Önce skorlara sonra ise seyirci sayısına yansıyan kötü gidiş 2009 un sonlarında tavana vurmuş iken 2010 a giriş tam bir hezimet olmuştur. Euroleague’de alınan 30-40 sayı farklı yenilgiler sıradanlaşmıştır. Bogdan Tanjeviç’in Fenerbahçe takımını getirdiği nokta kabul edilemez. Bu hafta Euroleague’de oynayacağımız maç takımımızı galibiyet halinde son 16 takım arasına taşıyabilir. Ancak Tanjeviç ile devam etmek gelecek maçlarda 30-40 sayılı hezimetlere devam etmek demektir. Bogdan Tanjeviç çok açık olarak Mahmut Uslu-Turgay Demirel ikilisinin basketbolumuza kazığıdır. Fenerbahçe basketbol şubesi mutlaka köklü değişimler yaşamak zorundadır. Bunun başlangıcı Tanjeviç ile yolları ayırmak olmalıdır. Perşembe günü tribündeki seyirci sayımız 500 bile olsa takımımıza sonuna kadar destek vereceğiz. Ancak maç öncesi, devre arası ve maç sonu skor ne olursa olsun “pankartlar, dövizler ve tezahüratlarla” Tanjeviç’i istifaya davet edecek ve protesto edeceğiz.
TANJEVİÇ İSTİFA EDENE KADAR PROTESTOLARIMIZI FUTBOL, VOLEYBOL VE BASKETBOL MÜSABAKALARINDA DEVAM ETTİRECEĞİZ…

BOGDAN TANJEVİÇ’İN GÖREVİNE DERHAL SON VERİLMELİDİR
TANJEVİÇ GO HOME !

FENERBAHÇE BASKETBOL GÖNÜLLÜLERİ

6 Ocak 2010 Çarşamba

101-58=Tanjeviç


Bu bir maç skoru. Bu Fenerbahçemizin yenildiği bir maçın skoru. Bu skoru tarihimize yazdıran herkesi saygıyla anacaktır bu kulübün gerçek sahipleri. Bu hezimeti sindiren, bu maç sonrasında hesap sormayı aklının ucundan bile geçirmeyenleri saygıyla anacaktır bu kulübün gerçek sahipleri.

Fenerbahçe forması ile kimse dalga geçemez. Ne sponsor, ne idareci, ne coach, ne yönetici, ne de ruhsuz oyuncular. Ve ne demişler balık baştan kokar...
Aziz bey bu rezilliklerin alayından sen sorumlusun. UNUTMAYACAĞIZ!

5 Aralık 2009 Cumartesi

Peki peki anladık, her şeyi sen bilirsin!

Futboldan sen anlarsın.

Basketbolu sen bilirsin.

170.000 kartınla 90.000 hattınla sen neymişsin be abi?!?!

O kartlar ve hatlar üzülüp ağlayabilir mi?

Bizim hattımız yok kartımız yok, sadece kan ağlıyoruz...

Teşekkürler başkan, bu takım senin eserin biliyoruz, çünkü her şeyden sen anlarsın!

Her maç sonrası susup 10 hafta sonra "kulüpler birliği başkanlığından istifa etmek" nedir?
Fenerbahçe'nin haklarını her maç sonrası savunamayacaksanız neden o koltukta oturuyordunuz? Şimdi koltuk sallantıya girince mi manevra yapmak, gündem değiştirmek aklınıza geldi. Bu istifanızı ancak sizin her dediğinizi yemeyi adet edinmiş tebaanız yer, biz yemeyiz.

Mayıs 2006 sonrası kaçmayacaktınız, istifalarla yürüyüp uzamayacaktınız. Hesap mı soracaksınız sayın Aziz Yıldırım? O zaman önce hesap vereceksiniz:
- 2006 Mayısı'nda ne oldu?
- Neden istifa ettiniz?
- Neden geri döndünüz?
- O günden bu yana neden gıkınızı çıkaramadınız?
- Neyin bedelini ödedik 2006 da? Ya da siz neyin bedelini ödediniz Fenerbahçe üzerinden?

8 hafta üst üste kazanırken ama takım sahada dökülürken ve hakemler yine hata yaparken neden sustunuz? Sonrasında Galatasaray maçı hariç sürekli kaybederken ve hakemler hata üstüne hata yaparken neden sustunuz? Kulüpler birliği başkanı olmak bunu gerektiriyorsa "neden Fenerbahçe başkanısınız"? Bizim haklarımızı 2006 dan bu yana savunamadınız, sustunuz, şimdi kongrede verdiğiniz söz kapınıza yaslanınca "esip gürlemek" nedir?

Savaş başlıyormuş! Komutana bakın. İlk fırsatta kulüp başkanlığından istifa etti 2006da. Şimdi de birlikten. Neyin birliği ise???

19 Kasım 2009 Perşembe

Haydi Türkiye! Cemaller Tufan olmasın !


"Haydi Türkiye ! Cemaller Tufan olmasın,
bu Tufana dur demek sizin elinizde!
Onlara yardım elinizi uzatın, sıcacık kollarınızla sarın SARBİleyin"
kampanyasına destek verin.
Dedenden bir hayır görmedin bari hıyara dede deme.
Tufan yaz 1905 e yolla Cemal gelsin.
Hem sen kazan hem Ayşe Abla Spor Kulübü kazansın...

Bu Tufan-Cemal olayı Galatasaray'ın sadece TBL de değil FIBA Avrupa arenasında da ceza almasına yol açar.

Bir blog yazarı basketbolsever bu işleri ortaya çıkarıyor ama Federasyon ve bir dolu kulüp çıkaramıyor. Ki onlardan birisi ve en önemlisi bizim basketbol şubemiz.

Türk basketbolu yeniden bir yapılanmaya gitmek zorundadır. Basketbol şubelerinde bulunan bilgisayarlar msn de chat yapmak ve facebook da resim koymak video paylaşmak için değil hem kendi takımını hem rakibini her açıdan sıkı sıkıya takip etmek için kullanılmalıdır.
Galatasaray Spor Kulübü şu ana kadar bu rezaletin karşısında yapılması gerekenleri hızlı bir şekilde ve sırayla yapıyor. İdarecilerin işlerine son veriliyor, tüm ülkeden özür dileniyor, yöneticiler istifa ediyor. Ancak bu tarihi utancın bedeli bu kadar ufak olamaz. 100 yıldan fazla süredir her branşta rekabet içinde olduğumuz ezeli rakibimizin bu ahlaksızlık ve utanç karşısında Basketbol Erkek Takımını "ihraç" kararı beklemeden ligden çekmesi en doğrusudur.
Teşekkür Notu:
Salsa Basket ailesine düzeyli, araştırmacı ve doyurucu basketbol siteleri için teşekkürler. Ve Oyak Renault kulübü idarecilerine de teşekkür etmek gerekiyor. Sonuna kadar haklı davalarında direttikleri için.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ne güzel olay çıktı, mağlubiyet unutuldu !

Şu olayların maçın önüne geçmesine eminim başta bizim yönetim, teknik heyet ve ülker gurubu sevinmiştir. "Ohh be, bu olayların arkasına sığınır, mağlubiyeti unutturur, kıvırırız" diye göbek atmışlardır. Dün olanlar bir Galatasaray-Fenerbahçe maçının sıradanlaşmış görüntüsüdür. On yıllardır böyledir. Ne ilk, ne de son olacak. Ama oynadığımız basketbol son yıllarda en kötü oyunlardan birisidir. Olay olmuş, sorumlular varmış. Bana ne, bize ne!?!? Mahmut Uslu-Nedim Karakaş biraderlerin Turgay Demirel'i başkan değil mi? Aziz başkanın Turgay'ı değil mi başkan? Onlar baksın çaresine (!).
Ama yok bu takımda Tanjeviç ile yola devam edilsin, şube Galatasaraylı doldurulsun. Aklınızı başınıza alın efendiler, bir gün sahaya inen ve BT yi yumruklayanlar da olur. Ve o maçta salonda sadece Fenerbahçe seyircisi olur!
Haa bu arada şu derbi maçlara rakip seyirci alınmasın teklifi kimden gitmişti? O Galatasaraylı vatandaşı senelerce Fenerbahçe kulübü içerisinde kim çalıştırdı?
Bu camia kendine gelmelidir. İki tesis, bir stad için yaşadığımız her şeye "eyvallah, adam tesis yaptı, stad yaptı" diye OK diyenler tüm yaşananlardan en az yaşatanlar kadar sorumludur. Tüm Fenerbahçe ve Fenerbahçelilik değerlerini rafa kaldıranlar, hala direnen bazı değerlerimizi ise ayağa düşürenler mutlaka hesap vermelidir. Fenerbahçe büyüklüğü şampiyonluk ve kupa büyüklüğü değildir. Ancak Fenerbahçe büyüklüğü tesis ve stad büyüklüğü hiç değildir. Karşı taraf Fenerbahçe ismini ağzına almadan 10 kere düşünmüyor, aklı gitmiyor, ödü patlamıyorsa şu anda olan Fenerbahçe büyüklüğü kimse kusura bakmasın "her horoz kendi çöplüğünde öter" büyüklüğüdür. Öyle büyüklüğü getirenin de, savunanın da bu camiada yaşamasına müsade edenin de kıçına tekme vuracak çok adam çıkar. BİZ FENERBAHÇEYİZ! BİZDEN ÇOK ADAM ÇIKAR!

Hocaların hocası yuvana hoşgeldin!


13 Temmuz 2009 Pazartesi

Şu sahaya inme meselesi

İki haftadır ciddi sağlık sorunlarımızla uğraşmaktan blog mlog umrumuzda değildi. Biraz nefeslendik ve 2-3 yazı şeettirelim dedik. İşte ilk şeettirme meselesi. Kısaca parkeye inmek 50 senedir adettir bu tribünlerde.
Ahanda size 1958 den yurdum insanın parke sevdasına ilişkin bir haber :

1970 ler Ankara

http://img29.imageshack.us/img29/6070/dsc04187s.jpg


1988 Yılı Fenerbahçe - Çukurova Maçları

http://img198.imageshack.us/img198/268/dsc04059m.jpg


Aaa potada olay mı? Yalannnn inanmammmm !


Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen 6.maç sonrası tvlere maçın ve yaşananların yorumunu yapan Tamer Oyguç "Çok ayıp bunlar, bakın sahada oyuncular dostlar ve dostça çıkıyorlar sahadan, ama şu tribünlerin yaptığına bakın" der. Ya Tamer efendi sen bir bakalım kendi geçmişine, ne haltlar yapmışsın, ne dostluklara yelken açmışsın. Sonra g..ün yiyorsa salon boşaldıktan sonra değil salon doluyken laf et Fenerbahçe taraftarına.


İlk kez böyle şeyler yaşıyoruz diyen günümüzün geçmişten habersiz spikerlerine ve maç yorumcularına !


Vay be bir abimiz o gün ayı Levent'e çakmış yumruğu.
Nerde çakmış? Saha içinde..!
Yani parke üzerinde.
O abimizin ismi bizde saklı kalsın...

Kırmızı çember içini iyi okuyun fair play budalaları.


Sahaya su bile atılmazdı şeklinde işkembeden sallayanlar topluluğuna (1950 den, 1960 dan, 1980 den koydum örnekleri hem bu yazı hem öncekilerde öğrenin daha fazla yormayın beni)..!



Ulan bu güreşçilerde sanki hastanelik olan taraftarlarımıza nispet göbek atıyor. Hay o sayfayı böyle dizenin...

Not: Basketbol takımımız 1988 de Ülker reklamı ile oynamıştır.