Football is for you & me, not for fucking industry
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2010 Cumartesi

Elveda Mı Dedi Birisi?

Birileri son yıllarda bilmem kaçıncı defa Ali Sami Yen Stadı'na veda ediyorlar. O birileri "ulan veda ediyoruz ama ya yine bir aksilik olur ve geri dönersek" diye de düşünüyorlar. Elbette yıllarını geçirdiler o stadyumda. Son yıllarını tek başlarına yaşadılar ya o yüzden sandılar ki orası kendilerinin, orası dedelerinden miras onlara. Bu sanılarla şimdi yine benzer bir mevcudiyet süreci geçiren yeni stadyuma gidiyorlar. Gitsinler yolları açık olsun. Bu ülkede böyle siyasetçiler, böyle beleşçiler oldukça, onlar daha çok veda eder merhaba derler. Ha "koskorcuk ne der, neden bu konuyu açar" diyenlere yazıyorum... 
Okuyunuz:
1972 yılında Gayrettepe'de doğdum. Sokaklarda oynarken her ağacın ilk dalından o stadı gören bir mesafede büyüdüm. Babam beni ilk maçıma o stada götürdü 1977. İkinci maçıma ise İnönüye. Benim Ali Sami Yen'e  içerden bakışımın ilk senesiydi 1977. Sonra 1990 yılına kadar Fenerbahçe + İnönü stadlarında gittiğim maç kadar ve belki daha fazlasına Ali Sami Yen'e gittim. Sarıyer oynardı giderdim, Rize gelirdi giderdim, Trabzon oynardı giderdik, Fenerbahçemizi hiç kaçırmadık o seneler. Milli maç olur oradayız. 23 Nisan-19 Mayıs biz tribünde. Ordu Milli, Genç Milli, Zeytinburnu, Bakırköy, Sezon Açılışı, Konserler hep Ali Sami Yen stadındayız. Avrupa kupası maçı mı var oynayan kim olursa olsun biz Ali Sami Yen'deyiz. Emin olun şu an Galatasaray tribününü kovalayanların çoğundan fazla ben Ali Sami Yen'de maç ve gösteri izlemişimdir. Biz mahallemizin stadı bilirdik orayı. Küçük kardeşlerimizi ellerinden tutar, kapı demirlerinden tırmandırır, tuvalet camından stada sokardık. Tribün kapma operasyonlarında mahallemizin stadında ve çevresinde ne olsa yakın olmaya gayret ederdik. Gayrettepeye veda edişimizle eş zamanda Ali Sami Yen'e de ufaktan veda etmiştik. Sonra Fenerbahçemiz için defalarca gittik oraya. Son iki yılda onuda bıraktık. Yani ben Ali Samiyen'de son iki Gs-Fener maçını ve Kasımpaşa-Fener maçını izlemedim. Ama arada Gs-Buca ve Konya-KSK maçlarına gittim. Demek ASY ye son girişim yaz başıymış. E hesapla o zaman 2010-1977=33 YIL... Hoşçakal Ali Sami Yen stadı... 4-1 den 4-4, 3-0 dan 4-3, Fatih Terim'in ilk senesi 0-4, Su ve pet şişe yağmuru altında 1-2...Say say bitmez. Ve bilir misiniz hiç bir Galatasaraylı o staddan bizden daha mutlu çıkamamıştı 2006 Mayısında bir akşam hariç. Ve bilir misiniz hiç bir Fenerbahçeli o akşam hariç hayatında hiç o kadar mutsuz olmamıştı. Ben o akşam Denizli dönüşünde çok istemiştim o stadı yakıp yıkmayı. Belki de tam olarak o akşam kalpten ve içtenlikle veda etmiştim Sami Yen'e. Beni o stada babam götürmüştü. Ben de kardeşimi götürmüştüm. Biz Fenerbahçeliyiz. O stada isim olarak ASY deseler ve logolarını assalar da kapısına bizim Gayrettepemizin semt stadıydı orası. Ve orada Fenerbahçemizle tanışmıştık. Ne! Elvada mı dedi birisi!?

6 Aralık 2010 Pazartesi

Salon Sizi Çağırıyor

Bir gün bakıyorsunuz zaten sözleşmesi devam eden bir kadın basketbolcumuz üç yıllık yeni sözleşmeye imza atmış. Bir başka gün bakıyorsunuz "Fenerbahçe'den ayrılıp düşman camiada takılmış" başka bir oyuncu uzun sözleşmelerle geri dönmüş. Gözümüz yok kazandıklarında. Kazansınlar. Helal olsun. Karşılık olarak oyunlarıyla, davranışlarıyla, başarılarıyla camiamıza, basketbolumuza katkıda bulunsunlar yeter. Fenerbahçe kadın basketbol takımını efsane haline getiren isimler bugün aktif olarak basketbol oynamasalar bile oyuncu yetiştirme, menajerlik gibi hizmetlerle yollarına devam ediyorlar. O isimler A Takımda oynarken, kupalar-şampiyonluklar kazanırken her zaman mütevaziydiler. Mutlaka zaman ayırıp alt yapılara desteğe, genç takımlara moral vermeye gelirlerdi. Caferağa spor salonuna Genç ve Yıldız takım maçlarına gidenler Arzu Özyiğit, Serap Yücesir, Nalan Ramazanoğlu gibi isimleri tribünde görürlerdi. Kendilerinden sonra geleceklere moral vermek, destek olmak, onları motive etmek için zaman ayırırlardı efsane kaptanlar. Fenerbahçe camiasından maddi-manevi olarak aldıklarına karşılık kupalar, şampiyonluklar getirmek yetmezdi onlara. Onlar basketbol sevdalısı ve hepsinden önce mütevazi insanlardı. Bu akşam Caferağa'da Fenerbahçe ve Galatasaray genç bayan takımları lig maçı yaptılar.


Maçı A Takımımızın antrenörü László Rátgéber, yardımcı antrenörlerimizden Ernest Radjen, Takım Menajerimiz Didem Akın, A Takım oyuncularımız Penny Taylor ve Diana Taurasi de izlediler. Yıllar sonra A takım oyuncuları tribünde yer aldılar. 


İsimlere dikkat ediniz: Diana Taurasi ve Penny Taylor. Sahada mücadele eden iki takım oyuncuları için son derece heyecan verici isimler. Salona girdikleri anda tribünde bulunan alt yapı oyuncuları, aileler ve az sayıda basketbolsever ayakta alkışladı bu isimleri. Dünya kadın basketbolunun zirvesindekiler bir genç takım maçındaydılar. O tribünler böyle bir maçta daha önce Arzu, Serap, Nalan kaptanları görmüştü. Şimdi ise Taurasi ve Penny oradaydılar. 

Gözlerimiz çok zamandır böyle maçlarda Birsel, Meral, Nevriye gibi yıllardır camiamızda olan isimleri arar dururdu. Biliyoruz o isimlerin umurunda değil genç takımlar, genç oyuncular.  Penny ve Taurasi salona geleceği için kendisinide genç maçına gelmek zorunda hisseden kadın takımımızın kadın menajerine sormak lazım: Birsel, Nevriye, Meral neden gelmezler? Ya da neden getirmezsiniz? Hadi onları geçelim siz neden gelmezsiniz? Bu çocukların yanında olmak çok mu ağır, çok mu zor geliyor? 

Fenerbahçe'den aldıklarınıza karşı sadece kupa ve şampiyonluk yaşatınca yetiyor mu? Basketbola borcunuz yok mu? Gençlere borcunuz yok mu? Kadın basketbolunun geleceğine karşı sorumluluk hissetmiyor musunuz? Alex De Souza voleybol maçına giderken sizler kendi branşınızın genç maçına gitmekten neden kaçıyorsunuz? Korkmayın, o gençler sizin tahtınızı elinizden almaz, sizin kazancınıza ortak olmaz. Siz gider, destek verir, motive ederseniz işte o gençler sadece gelecekte basketbola hizmet etmeyi düşündüğünüz/düşüneceğiniz (ekmeğinizi basketboldan kazanmayı sürdüreceğiniz) günler için sizlere faydalı olurlar. Fenerbahçe için değil, bizim için değil sadece ve sadece basketbolun geleceğinde yer almak durumundaki sizlerin, kendiniz için bir Fenerbahçe-Galatasaray genç maçına gelmemenize sebebiyet veren çok geçerli mazeretleriniz olmalı. O mazeretleriniz sadece bu akşam için geçerli olmamalı, geçen akşam içinde yetmez, geçen sezon ki akşamlar ve ondan önceki sezonların gelinmemiş akşamları için geçerli bir mazeret olmalı. Salonlar sizi bekliyor. Unutmayın basketbolu bırakıp tribünde oturacağınız günler çok uzak değil. Sahada daha iyi bir basketbol görebilmek için şimdiden gidin. KORKMAYIN. KAÇMAYIN. 

6 Nisan 2010 Salı

Milliyet Gazetesi Boykotuna Davet


Milliyet gazetesi web sayfalarında dün yapılan ahlaksızlığa hepimiz şahit olduk. Voleybolcularımızın emeklerine ve tarihi başarısına hakeret içeren o sayfalar aslında voleybol şubemiz üzerinden camiamıza yapılan bir saldırıdır. Fenerbahçe blog sahibi olan tüm taraftarlarımızı "Milliyet Gazetesi Boykot" çağrımıza destek vermeye ve sayfalarını bir günlüğüne bu konuya ayırmaya davet ediyoruz.
Milliyet Gazetesi almayın, aldırmayın.
Okumayın, web sayfalarını ziyaret etmeyin.
Milliyet gazetesi ilk sayfasından Fenerbahçe camiasından ve voleybol takımımızdan özür dileyene kadar bu boykota devam edelim.
Unutmayın bu olay web sayfalarında haber giren ve onaylayan üç beş kişinin değil bir gazetenin yayın politikasıdır. Hesap sormak boynumuzun borcudur.

18 Mart 2010 Perşembe

Bugün sadece 18 Mart, Brezilya'nın kurtuluş günü değil tabi. Bu resmi site girişi normaldir.

Teşekkürler dini imanı para olan Fenerbahçe yönetimi. İşte Atatürk'ün Fenerbahçesinin resmi site giriş sayfası. Brezilyalıların bayramı olsa kapak yapardınız ama. İç sayfada "çelenk resmi" koyup bakın katıldık anmalara reklamı yaparsınız ancak. İyi o çelenkin parasını bu hafta oynanacak maçta toplayacağız yazmadınız. Buna da şükür.
http://www.fenerbahce.org/



İşte Çanakkalede 25 öğrencisini ve sporcusunu şehit vermiş Galatasaray'ın resmi site girişi. Tabi devletten beleş kazandığın arazi ve beleş stad ile loca geliri varken kimin umrunda tarih.
http://www.galatasaray.org/


Genel olarak 80% uyduruk bir tarihe sahip olan, ancak her şeye rağmen bu ülkenin milli değerlerine saygı göstermeyi becerebilen Beşiktaş'ın resmi giriş sayfası.
http://www.bjk.com.tr/


Ve bırakın 1915'i 1950 de bile olmayan Trabzonspor'un resmi giriş sayfası...
http://www.trabzonspor.org/











Not: Bu yazımızdan 3 saat sonra www.fenerbahce.org a Çanakkale ile ilgili 3 haber girmişler.

28 Şubat 2010 Pazar

Önce sen hesap ver sayın Aziz Yıldırım... Sonra hesap sorarız hakemlerden..!

...Şu hakem kararları için farklı bakalım olaya. Bakalım Aziz Yıldırım ne demiş? 5.12.2009/Aziz Yıldırım: "lig bu hakemlerle yürümez. hakem hataları yüzünden hakkımız yeniliyor. Artık camiamızın haklarını savunamayacak duruma geldim. Bu yüzden Kulüpler Birliği Vakfı Başkanlığı'ndan istifa ediyorum. Bu lig bu hakemlerle gidecekmiş.Hayır. Biz bu hakemlerle devam etmeyeceğiz. Federasyonun kurumları, kulüplerin önünde hiç duramazlar, hele ki Fenerbahçe'nin karşısında hiç duramazlar. Biz yeniledebiliriz ama golden önce faul var. Penaltımız verilmiyor. Herkesi buradan aklını başına almaya çağırıyorum. Bundan sonra Kulüpler Birliği Vakfı yok, Fenerbahçe var. ".
Evet, sayın başkan takımımızın haklarını savunamadığını ve kurda kuşa yem olduğumuzu söylemiş. İsyan etmiş, asmış, kesmiş, esmiş, gürlemiş, basmış istifayı. Onun her dediğini ağzı açık kabul eden tebaası "ohh be demiş, artık esip gürlüyeceğiz"... Aziz beyi iyi tanıyanlar ise "3 güne geri döner, federasyondan ve mhk dan hesap falan soramaz, ancak gündemi saptırır" demişler. Helal olsun Aziz başkan, halletin hakem işini, savundun kulübün hakkını hukukunu ve döndün kulüpler birliği başkanlığına. Ya, zaten kulübün hakkını savunamıyorsun bari istifa ettiğin yere bir kez olsun geri dönme de "hakeme, federasyona" laf edecek hakkımız olsun. Fenerbahçelilerin Koray Gencerler ve Tolga Özkalfa'yı eleştirme hakkı yoktur. Tüm hakemler bilir "Aziz bey 2 gün eser gürler, koltuk tatlıdır, Fenerin hakkını yesek bile o hiç bir koltuğu bırakmaz, sonuçta Fenere GOL olur"...Oysa bir Fenerbahçe başkanının tek amacı vardır "Fenerbahçeye GOL olmasın"... Aziz Yıldırım düzeni budur. Bu düzen döner dolaşır Feneri yakar. Önce kendi gözümüzdeki çapağı çıkaralım sonra bize mızrak atmaya çalışanlara bakarız...8 Şubat 2010

koskorcuk son sözünü söyler:
İBB maçı sonrası hakem hatalarından yakınan Fenerbahçe Spor Kulübü yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyelerine:
"Önce siz sözünüzün eri olun, dediğiniz lafın bir kez olsun arkasında dik durun, sonra hakemlere laf edersiniz... Camiamızı kurda kuşa yem ettiniz, YETER ARTIK. Onurunuz varsa İSTİFA EDİN"!

17 Ocak 2010 Pazar

KAMUOYUNUN DİKKATİNE ! Tanjeviç GO HOME!

Haydi dedik, çıkarsak bir sonraki tur başımıza gelecekler bu grupta gelenlerden daha kötü olacak ama haydi dedik son kez susalım Kaunas maçı bitene kadar. Kazansak, kaybetsek, elesek, elensek fark etmeyecekti… Maç sonunda bağıracaktık “Tanjeviç İstifa” diye… Zaten bizim bildiri yazmamız, insanları protestoya davet etmemiz aslında bir mesajdan ötesi değildi. Her Fenerbahçeli durumun farkındaydı ve maç bitene kadar takımına destek verecek, maç sonunda ise “Tanjeviç İstifa” diye haykıracaktı.
Bizim tepkimiz Tanjeviç’in geliş şeklinden, sözleşmesine, oynattığı basketboldan, eleştirilmezliğine, yönetimin tüm ipleri eline vermiş olmasından basketbol takımımızın federasyon başkanı ve Mahmut Uslu ikilisinin elinde oyuncak oluşunaydı.
Turgay Demirel - Mahmut Uslu ikilisi tartışmasız Türk basketbolundan temizlenmesi gereken ilk on isimden ikisidir. Ergin Ataman – Kerem Gönlüm ve Galatasaray basketbol şubesi ile Galatasaray’ı adeta aklayan tahkim kurulu sıralamada bu isimlerden sonra gelirler. Tanjeviç’i ayrı tutuyoruz. Hayatının en güzel günlerini burada yaşıyor. Milli takım başarısız, Fenerbahçe Ülker hezimetlere alışmış, ses eden yok, hesap soran yok. Maaş tıkır tıkır ödeniyor. Salonlar boş, takımımız neredeyse hedefsiz…
Peki, Sayın Aziz Yıldırım bu kadar rezillik ortadayken siz ne yapıyorsunuz? Salonu ilk siz terk ediyorsunuz. Sarı Lacivert renklere âşık Aydın Örs’ü TBF - Mahmut Uslu çetesine yem ediyorsunuz. Her geçen gün kötüye giden şubeyi sırf “Ben bilirim” inadınız yüzünden mahvediyorsunuz. Aydın Örs sonrası yaşanan başarısızlıkların sorumluları ilk başta Sayın Aziz Yıldırım ve Mahmut Uslu’dur. Bogdan Tanjeviç, Nedim Karakaş, Remzi Dilli, teknik heyet ve oyuncular en az baştakiler kadar bu rezaletin ortaklarıdır. Sayın Aziz Yıldırım, yanınızdaki kişileri ve egonuzu Fenerbahçe’nin + Fenerbahçelinin üstünde görme alışkanlığınız sadece senelere değil, on milyon dolarlara mal olmaktadır. Artık aynaya bakınız ve ilk suçlunun kendiniz olduğunu görünüz. Yapmanız gerekenleri hepimizden iyi biliyorsunuz ama egonuz buna müsaade etmiyor. Mahmut Uslu’yu yönetim kurulundan çıkartınız, Tanjeviç’in görevine son veriniz ve Turgay Demirel Federasyonu’ndan hesap sorunuz. Basketbol şubesinde Nedim Karakaş-Remzi Dilli gibi isimleri değiştiriniz.

Fenerbahçe’mizi, Galatasaray ve Efes lobisine kurban ettiniz, Turgay Demirel-Mahmut Uslu ikilisine esir ettiniz, ARTIK YETER!

Fenerbahçe Spor Kulübü başkanı olduğunuzu hatırlayın. Fenerbahçe’nin HAKLARINI KORUYUN ve SAVUNUN.
Fenerbahçe’mizin basketbolunu bu hale getirenlerden hesap sorun.

MAHMUT USLU’yu, BOGDAN TANJEVİC’i ve TURGAY DEMİREL’i
İ S T E M İ Y O R U Z !

FENERBAHÇE TARAFTARLARI
FENERBAHÇE BASKETBOL GÖNÜLLÜLERİ

19 Kasım 2009 Perşembe

Haydi Türkiye! Cemaller Tufan olmasın !


"Haydi Türkiye ! Cemaller Tufan olmasın,
bu Tufana dur demek sizin elinizde!
Onlara yardım elinizi uzatın, sıcacık kollarınızla sarın SARBİleyin"
kampanyasına destek verin.
Dedenden bir hayır görmedin bari hıyara dede deme.
Tufan yaz 1905 e yolla Cemal gelsin.
Hem sen kazan hem Ayşe Abla Spor Kulübü kazansın...

Bu Tufan-Cemal olayı Galatasaray'ın sadece TBL de değil FIBA Avrupa arenasında da ceza almasına yol açar.

Bir blog yazarı basketbolsever bu işleri ortaya çıkarıyor ama Federasyon ve bir dolu kulüp çıkaramıyor. Ki onlardan birisi ve en önemlisi bizim basketbol şubemiz.

Türk basketbolu yeniden bir yapılanmaya gitmek zorundadır. Basketbol şubelerinde bulunan bilgisayarlar msn de chat yapmak ve facebook da resim koymak video paylaşmak için değil hem kendi takımını hem rakibini her açıdan sıkı sıkıya takip etmek için kullanılmalıdır.
Galatasaray Spor Kulübü şu ana kadar bu rezaletin karşısında yapılması gerekenleri hızlı bir şekilde ve sırayla yapıyor. İdarecilerin işlerine son veriliyor, tüm ülkeden özür dileniyor, yöneticiler istifa ediyor. Ancak bu tarihi utancın bedeli bu kadar ufak olamaz. 100 yıldan fazla süredir her branşta rekabet içinde olduğumuz ezeli rakibimizin bu ahlaksızlık ve utanç karşısında Basketbol Erkek Takımını "ihraç" kararı beklemeden ligden çekmesi en doğrusudur.
Teşekkür Notu:
Salsa Basket ailesine düzeyli, araştırmacı ve doyurucu basketbol siteleri için teşekkürler. Ve Oyak Renault kulübü idarecilerine de teşekkür etmek gerekiyor. Sonuna kadar haklı davalarında direttikleri için.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ne güzel olay çıktı, mağlubiyet unutuldu !

Şu olayların maçın önüne geçmesine eminim başta bizim yönetim, teknik heyet ve ülker gurubu sevinmiştir. "Ohh be, bu olayların arkasına sığınır, mağlubiyeti unutturur, kıvırırız" diye göbek atmışlardır. Dün olanlar bir Galatasaray-Fenerbahçe maçının sıradanlaşmış görüntüsüdür. On yıllardır böyledir. Ne ilk, ne de son olacak. Ama oynadığımız basketbol son yıllarda en kötü oyunlardan birisidir. Olay olmuş, sorumlular varmış. Bana ne, bize ne!?!? Mahmut Uslu-Nedim Karakaş biraderlerin Turgay Demirel'i başkan değil mi? Aziz başkanın Turgay'ı değil mi başkan? Onlar baksın çaresine (!).
Ama yok bu takımda Tanjeviç ile yola devam edilsin, şube Galatasaraylı doldurulsun. Aklınızı başınıza alın efendiler, bir gün sahaya inen ve BT yi yumruklayanlar da olur. Ve o maçta salonda sadece Fenerbahçe seyircisi olur!
Haa bu arada şu derbi maçlara rakip seyirci alınmasın teklifi kimden gitmişti? O Galatasaraylı vatandaşı senelerce Fenerbahçe kulübü içerisinde kim çalıştırdı?
Bu camia kendine gelmelidir. İki tesis, bir stad için yaşadığımız her şeye "eyvallah, adam tesis yaptı, stad yaptı" diye OK diyenler tüm yaşananlardan en az yaşatanlar kadar sorumludur. Tüm Fenerbahçe ve Fenerbahçelilik değerlerini rafa kaldıranlar, hala direnen bazı değerlerimizi ise ayağa düşürenler mutlaka hesap vermelidir. Fenerbahçe büyüklüğü şampiyonluk ve kupa büyüklüğü değildir. Ancak Fenerbahçe büyüklüğü tesis ve stad büyüklüğü hiç değildir. Karşı taraf Fenerbahçe ismini ağzına almadan 10 kere düşünmüyor, aklı gitmiyor, ödü patlamıyorsa şu anda olan Fenerbahçe büyüklüğü kimse kusura bakmasın "her horoz kendi çöplüğünde öter" büyüklüğüdür. Öyle büyüklüğü getirenin de, savunanın da bu camiada yaşamasına müsade edenin de kıçına tekme vuracak çok adam çıkar. BİZ FENERBAHÇEYİZ! BİZDEN ÇOK ADAM ÇIKAR!

4 Kasım 2009 Çarşamba

Adına maçlar düzenlendi, o yine de futbolsever olmadı !

“Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim”… Sporcunun tanımını bu kısa cümleden daha iyi yapabilmiş başka bir lider yoktur. Mustafa Kemal Paşa güreş, atçılık sporu, kürek sporu, eskrim, atletizm, jimnastik ve yüzme aşığı bir liderdi. Aynı zamanda iyi bir sporcuydu. At yarışı izlerdi. Eskrim müsabakalarını takip ederdi. Kürek çekerdi, yürüyüş yapardı. Güreşi çok severdi. Yüzmeye olan sevgisini tarif etmeye satırlarımız yetmez. Ancak nedense on yıllardır sadece hangi futbol takımını tuttuğu tartışıldı durdu. Büyük çoğunluk Fenerbahçeli diye sahiplendi Atamızı. Sonradan Galatasaray camiası Atamızın Galatasaraylı olduğuna ilişkin ispatlanması pek mümkün olmayan iddaalarda bulundu. Ve en son olarak Beşiktaş camiası da bu sahiplenmeye birkaç anı hatıra çerçevesinde dahil oldu. Aslında güzel olan ülkenin güzide kulüplerinin Atatürk’ü sahiplenme yarışıydı. Oysa bu ülkenin güzide kulüplerinin ve güzide kurumlarının Atatürkçülüğü benimseyip , Atatürk ilke ve inkılaplarını özümseyerek yıllarını geçirmiş olmalarını arzu etmek bugün sadece çok geç kalınmış bir iç geçirmedir. Hele son zamanlarda Atatürk çizgisinden tamamen uzaklaşmış siyasi yapının parlattığı kişi ve firmaların üç büyükler başta olmak üzere sporumuzdaki aktif maddi manevi varlıkları üzücüdür. Kulüplerimiz iki üç masalımsı hikaye üzerinden Ulu Önderi kendi takımlarının taraftarı yapma yarışında harcadıkları mesainin binde birini bile Atatürkçü bir gençlik yetiştirme çabasına harcamamışlardır. Atatürkçülük ve Laik Türkiye karşıtı bir çok isim yönetimlerde yer alırken, irticai faaliyetleri tescilli firmalar ise sponsorluk yapmaktadırlar. Atatürk yaşantısı esnasında hangi takımı tutardı ya da bir takımın taraftarı olmuş muydu? Bu sorunun kesin cevabı yoktur, kanıtlanmış tek bir beyanatı bile yoktur. Ancak Atatürk bugün hayatta olsaydı emin olun mevcut kulüplerimizin hiç birisini tutmazdı.

Bu benim düşüncemdir. Katılıp katılmamanız benim düşüncemi değiştirmez. Ancak yıllardır ben de imkanlarım dahilinde araştırdım, araştırmaya devam ediyorum. Atatürk ve futbolu merak ediyorum. Osmanlı coğrafyasında fubolun oynanmaya başladığı andan itibaren ulaşabildiğim her spor yazısının, kitabının içinde Atatürk’ü ve futbolu aynı cümle dahilinde aradım. 1922 yılında kendisinin tertip ettirdiği (*) futbol maçı dışında gittiği, izlediği kesin olan Altay-İngiliz Donanma Karması maçı(**) ve izlediği kesin olmayan Galatasaray-Romanya Karması maçı(***) vardır.


Atamız altı yedi takımının kulüp binalarını ziyaret etmiştir. Belgeli, ispatlı, birkaç farklı kesimden ortak aktarımlı başka bir futbol maçı ve Atatürk gerçekliği yoktur. Bir takımın taraftarı olduğuna dair mevcut üç dört aktarım bile hep tek ağızdandır. Hikayeden öteye gidememiştir. Mustafa Kemal’i eskrim müsabakalarında görebilirsiniz, güreş müsabakalarında vardır, at yarışı ve binicilik etkinliklerinde olmuştur. Askeriyede ve Cumhuriyet sonrası izcilik, atletizm ve jimnastik etkinliklerinde rastlamak mümkündür. Ancak Atamız savaş planları dahilinde organize ettiği futbol müsabakası ve yazımın en sonunda anlattığım iki maç dışında başka bir futbol maçı izlememiştir.


Fenerbahçe
Fenerbahçe, Altay, Karşıyaka, Güneş (Ateş-Güneş) ve Galatasaray camialarına ziyaretlerde bulunmuş, ziyaretçi defterlerine mesajlarını yazmıştır. Beşiktaş ve Trabzon İdman Ocağı kulüplerinin idarecilerini kabul etmiştir. Hatta Trabzon İdman Ocağı’na kendi el yazısı ile bir mesaj yollamıştır. Beşiktaş kulübünün temeli olarak kabul edilen Jimnastik Cemiyetine komşu bir evde hayatının bir döneminde bulunduğu için sporcularla, idarecilerle bahçede yapılan antremanlar esnasında konuşmaları olmuştur.


Trabzon

Altay


Karşıyaka

Kendisinin kurdurduğu Muhafızgücü’nün Ankaradaki binası ve idman sahasında sık bulunurdu. Burada sohbetlere katılır, ata biner, atış poligonunda silah denemeleri yapardı.
Mustafa Kemal Atatürk adına maçlar, turnuvalar düzenlendi. Şiltler, kupalar, madalyalar verildi. Gazi büstünü kazanmak için maç bile yapıldı (Galatasaray kazandı Fenerbahçe’yi yenerek).

Ancak Mustafa Kemal bu futbol maçlarınada gitmedi.
Yani bence de (bu fikirde olan çok) Mustafa Kemal iyi bir sporseverdi ancak kesinlikle futbolsever olmadı!

*Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz'un yerini ve tarihini, arkadaşlarıyla gizli bir toplantıda belirlemek istiyordu. Bu görüşme nedeniyle, Konya'ya giderken, 28 Temmuz 1922 günü, Akşehir'de bir futbol maçı düzenlettirdi. Komutanları ve kurmaylarıyla beraber bu maçı izledi. 


**Fahrettin Altay Paşa ile İzmir’de mütareke yıllarında Alsancak Stadı’nda maç izliyorlar. Hem Fahrettin Altay Paşa’nın hatıralarından hem de M.Kemal Paşa’nın bir notundan bu maçı izlediği anlaşılıyor.


***Galatasaray Kulübü’nde bulunan bir mektup (Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılmış) içeriğinde Selimiye Kışlasında görevli Binbaşı Mustafa Kemal’in eline geç ulaşan bir maç davetine yazdığı cevap vardır. Galatasaray-Romen karması arasında Union Club sahasında 1914 Nisan ayında oynanan maç (4-2)için ismi tespit edilemeyen ancak Ali Sami (Yen) Bey olduğu sanılan birisi Mustafa Kemal’i yazıyla maça davet eder. Paşa cevabında “davet mektubunuz elime geç ulaştı ancak o gün ben, doğrudan gidip bir başka yoldan zaferi kazanan genç ve girişimci vatandaşlarımın başarısını beğenerek izledim” yazar. Ancak mektup içeriğinde futbol maçından bahsedilmemesine rağmen –beğenerek izledim- ibaresi büyük ihtimalle maça ait kabul edilmelidir.
Mustafa Kemal'in,
Galatasaray Kulübü'nde bulunan mektubu.

23 Ekim 2009 Cuma

Dişe diş kana kan !

Hani geçmişi anlatır ya o günleri hiç görmemiş bir dolu sahtekar. Çok güzeldi. Maçlar, tribünler, beyler, bayanlar. Ahh ahh nerede o günler. Şimdi holiganlar, sahada kavgalar. Çok yazık. Ayıp. Falan, filan. Hadi lan oradan. Her gün yeni bir yalanınız ortaya çıkıyor, mumunuz sönüyor.


Sene 1929, aylardan Nisan, yer Taksim stadı. Galatasaray 2 Fenerbahçe 1 . Maç kıran kırana. Kavga, dövüş, küfür, yumruk, tekme... Bir bacak, bir kol kırık. İki ihraç. Seyirciler sahaya iniyor. Karakolluk oluyor maç. Yıl 1929. Tribünde beyler bayanlar. İşte o güzel günleri yeniden görmek istiyoruz. Ahh ahh nerde o günler?!?!

11 Eylül 2009 Cuma

Pollyanna, Fenerbahçeden uzak dur! -2-

Bölüm 2:
Ne yazmış NTV Tarih dergisinde Dr. Sertaç Kayserilioğlu?
“O günlerde bu paranın bir lirasına bile ihtiyacı olan Fenerbahçe Kulübü’nün bu davranışı kendisine çok yakışmıştı. Tabii bu Galatasaray sayesindeydi.”

Resim 2 NTV Tarih Sayı 7, Ağustos 2009

Ne bu uyduruk hikâyenin amacı? Araştırma yapmadan bir yerden copy paste yapıp yazı yazmış birisi, diğeri ise aynen yayınlamış… Neye hizmet ediyor bu yazı? Bu yalanı okuyanlar, gözleri dolacak ve ertesi sabahtan itibaren Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti yüksek gerilim seviyesinden 9 volt pil seviyesine mi inecek? Ediz Hun-Belgin Doruk filmleri ve uyduruk, yapmacık konuşmalar ile büyüyen bir nesil o filmlerden sonra birbirine saygı mı duydu? Küfür bitti mi? Toplumumuzun günlük hayatı mı değişti? Masallarla ancak çocukların hayalleri değişir ama en fazla bir sene… Fenerbahçe – Galatasaray ezeli rekabeti Pollyanna böyle istedi diye acıklı, göz yaşartıcı palavra tarih hikâyeleri ile değişmez. Bu rekabete ve dostluğa hizmet edecekseniz yalanları değil gerçekleri yazın. Görün zor günde dayanışmanın kralı nasıl olurmuş? Tarihi çarpıtmak bu rekabete hakarettir. Bu yalan yağcılık Fenerbahçe ve Galatasaray’a hiçbir şey kazandırmaz. Biraz araştırsanız gerçeklere ulaşır ve rekabetin alkışa değer gerçek dayanışma örneklerine ulaşırsınız. Hadi siz araştırmadınız biz araştırdıklarımızı yazalım o zaman.

1/ Selanik Karmasının Türkiye’ye geleceği ve Fenerbahçe, Galatasaray, Pera takımları ile karma maçlar dahil olmak üzere çok sayıda maç yapacağı Fenerbahçe Kulübü’nün yanmasından üç ay önce bellidir. Hatta takım Nisan-Mayıs aylarında beklenir. Ancak bazı sorunlar dolayısıyla ancak Haziran ayında gelir. (Bknz: Resim 3, 4 ve 5 –mavi bölge-)

2/ Tüm maçların kadroları maçtan bir gün önce ve maç sabahı çıkan günlük gazetelerde yazılıdır. Hatta haftalık spor dergisi Türk Spor ilk maçtan 3-4 gün önce yaklaşık kadroları yazar. Yani kadro çıkartamayan Fenerbahçeliler soyunma odasında üzgün beklerken odanın kapısı açılıp Aslan Nihat (GS) ve 5 arkadaşının gelip “Bu kara gününüzde sizi yalnız bırakamazdık, bizi kabul ederseniz Fenerbahçe forması ile oynamaya hazırız” dedikleri palavrası hem Galatasaray tarihine hem de Fenerbahçe tarihine hakarettir. (Bknz: Resim 6 ve 7)

3/ Selanik Karması ile oynanan ilk maç Fenerbahçe Stadı’nda yapılmış ve 2-1 bitmiştir. O maçın skoru NTV Tarih dergisinde yayınlandığı gibi 4-0 değil 2-1’dir ve hâsılatı Selanik takımının masrafları çıktıktan sonra Fenerbahçe-Galatasaray arasında paylaşılmıştır. 4-0 biten ve hâsılatı bağışlanan maç daha sonra Taksim Stadı’nda oynanmıştır. (Bknz: Resim 5 ve 8)

4/ Selanik Karması (muhtelidi) İstanbul’da iki kez Fenerbahçe-Galatasaray karması ile oynamış. Birer kez ise Pera ve Fenerbahçe takımları ile karşılaşmıştır. Ayrıca İzmir’de maçlar yapmıştır. (Bknz. Resim 9)

5/ Galatasaray – Fenerbahçe karması ile Selanik Karması arasında oynanan 2.maç Taksim stadındadır. Ve maç 1-0 biter. Maçı 9000 seyirci izler ve 6,800 Lira hâsılat elde edilir. Selanik takımına 100 Lira verilir. Stad kirası, masraflar, yasal kesintiler çıktıktan sonra kalan Galatasaray-Fenerbahçe arasında paylaşılır. Ancak bu maç için karma maçtan çok Fenerbahçeden 2-3 takviyeli Galatasaray demek daha uygun düşebilir. (Bknz:Resim 10 ve 11)

6/ Selanik Muhtelidi’nin İzmir’e hareket etmesinden önce “İstanbul Halkevi İçtimai Yardım Şubesi’nin İstanbul Fakirlerine tevzi” amaçlı son bir maç yapması Heyeti terbiye tarafından ayarlanır. Maç Selanik Muhtelidi’nin İzmir dönüşünde Taksim Stadı’nda yapılacaktır. Yani Fenerbahçe elbette tek kuruş kazanmayacağı bir maça çıkarak büyük bir özveride bulunmuştur. Ancak sanki hâsılat kendisine kalmış ve sonra Kızılay’a vermiş gibi bir durumda yoktur. Zira maç bu yüzden Taksim Stadı’nda oynanmıştır. Ve Selanik Karması ile oynanan en az seyircili ve en düşük hâsılatlı maç budur. Çünkü Selanik takımının aslında 2.küme takımı olduğu ve Yunan Hükümetinden izinsiz geldiği, Selanik’i temsil etmediği ortaya çıkmıştır. Yardım amaçlı olduğu ve elden biletler satıldığı için maç iptal edilmemiş ve Yunanlılar o gece memleketlerine döneceklerinden 30 ar dakikalık iki devre oynanan bu maçı Fenerbahçe 4-0 kazanmıştır. Selanikliler Pera takımından 4 takviye alırken Fenerbahçe’de sadece Aslan Nihat (GS) takviye olarak 11 kişilik kadroda yer almıştır. Karma maçlarda sahaya farklı bir forma ile çıkmak yerine iki kez Fenerbahçe bir kez Galatasaray forması ile sahada yer alınmıştır. Bu son maçın 950 lira tutan hâsılatının vergiler çıktıktan sonra kalan kısmından 50 lirası Selanik takımına verilmiş kalan 800 Lira civarındaki para yardım için kullanılmıştır. (Bknz:Resim 5 Kırmızı Bölge, 12 ve 13 , 14 , 15)

Gerçek olmayan, uydurulmuş hikâyeleri, süslenmiş kahramanlıkları, dramatik anlatımları tarihin içine serpiştirmek Pollyannacılıktır. Tarih değildir. Gerçek değildir. Fenerbahçe – Galatasaray dostluğuna ilişkin o dönemden bir örnek vermek isterseniz yalan hikâyeler uydurmak yerine gerçeklere bakmanız yeterli olur. Ve iyi bir araştırma yapmalısınız. Daha önce uydurulmuş hikayeleri copy paste yapmakla aslında kendi güvenilirliğinize zarar verirsiniz. Fenerbahçe - Galatasaray dayanışması ve rekabeti hep olmuştur olacaktır. Bu konuyu merak ederseniz bizi okumaya devam ediniz lütfen.
Bölüm 2 Resimleri: Tıklayın--> 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15

1 Eylül 2009 Salı

Selanik Muhteliti 2-1 Mağlup Oldu

Son günlerde bir mesele kafama fazlasıyla takıldı. 1932 yılında oynanan bir maç var ve bu maç önce antu.com da Bozkurt Kenan Yılmaz kardeşimizin bir yazısında kendisine yer bulmuş, sonra ise NTV Tarih dergisinin 7.sayısında (Ağustos 2009) Fenerbahçe SK Müze kurulu başkanı Dr.Sertaç Kayserilioğlu’nun yazısında uzunca bu maçtan bahsedilmiş. Bu iki isim de aslen tarihçi değil. Ben de değilim. Bozkurt Kenan Yılmaz düşüncelerine çok saygı duyduğum ve değer verdiğim bir Fenerbahçeli. Harika bir kitabın yazarı. Sayın Kayserilioğlu ise Fenerbahçe SK Müze Kurulu Başkanı. Ancak sadece bu iki değerli isim değil hepimiz hemen hemen aynı kaynakları kullanarak Fenerbahçe tarihine ilişkin yazılar yazıyoruz. 1907-1940 arası en güvenilir kaynağımız Dr.Rüştü Dağlaroğlu’nun “Fenerbahçe Tarihi” kitabıdır. Haddime değil ama bu kitap için güvenilirliği en yüksek kaynak diyebilirim. Tam güvenilir kaynak demiyorum. Güvenilirliği en yüksek kaynak… Dr.Rüştü Dağlaroğlu dönemin önemli bir kısmına şahit olmuş çok iyi bir Fenerbahçelidir. Ancak günümüzde gerek gazetelerin gerek ise resmi kurumların arşivlerine ulaşmak artık mümkün. Fransızca biliyor ve Osmanlıca okuyabiliyorsanız o zaman harika. 1907-1928 arası her kaynak (gazete, dergi, bülten, yazışma, anı ) araştırmanız için emrinizde. Ve bu kaynaklar Dr.Rüştü Dağlaroğlu’nun “Fenerbahçe Tarihi” adlı eserini çoklukla doğrular nitelikteler. Yani kısaca güvenilirliği en yüksek derlenmiş, toplanmış kaynak “Fenerbahçe Tarihi” kitabı. Şimdi “kardeşim ne anlatıyorsun sen? Ne demek istiyorsun?” diyeceksiniz. İşte anlatılmak istenen:
1932 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Kuşdili’nde bulunan binası yanıp kül olur. Yangından birkaç gün sonra Selanik Karması ile bir maç vardır. İşte kafama takılan bu maç ve bu maça ilişkin aktarılanlar. Sevgili Bozkurt’un yorumu, Dr.Kayserilioğlu’nun yazısı, Dr.Dağlaroğlu’nun anlatımı ve o günün en güvenilir kaynağı Cumhuriyet gazetesi ile Türk spor dergisi. Maçın içindeki bir pozisyonu dört kişi farklı yorumlayabilir. Ama maçın ayarlandığı andan itibaren sahadaki 90 dakika dışındaki resmi durumlar farklı anlatılır veya yorumlanırsa işte kafam o konuya takılır.
1- Selanik Karması Türkiye’ye kimle maç yapmak için gelmişti?
2- Kulübü yandığı için mi Fenerbahçe sahaya Galatasaray destekli bir kadro ile çıkmıştı?
3- Selanik Karması ile kaç maç yapıldı? Hangi stadyumda oynan maçın hasılatı Kızılay’a bırakılmıştı? Yoksa Kızılay'a değil de başka bir kuruma mı bırakıldı hasılat? Neden?
Bu maçın koskorcuk tarih kurulunca yapılan araştırmalara dayanan gerçekleri… Sevgili arkadaşımız Bozkurt Kenan Yılmaz'ın bu konudaki yardımlarına şimdiden teşekkür ederiz.
Yakında…

31 Temmuz 2009 Cuma

Hata Kimde ?

Öncelikle yandaki gazete küpürüne bakın. Tanju Çolak'ın bu pozu sarı lacivertli formayı giydiği günlerde deplasmanlı basketbol ligi (Efes-Fener) play off müsabakasında çekilmiş. Galatasaraylı oluşu tescilli ancak o dönemde formamızı giymiş Tanju, basketbol maçında Fenerbahçeye yapılan bir haksızlık üzerine hakemleri kovalamış, tepkisini sertçe dile getirmiş. Tanju Çolak, Galatasaray taraftarı ancak Fenerbahçe forması giydiği bir dönemde Fenerbahçe'nin hakkını arıyor kendince...
Calvin Roberts, Selçuk Yula, Hasan Vezir, Nilay Yiğit, Esra Şencebe, Esmeral Özçelik, Volkan Güç, Ali Peçen, Özlem Özçelik, Pelin... Fenerbahçe forması giymiş, giydikleri dönemde baş tacı yapılıp lakaplar takılmış ancak bir süre sonra ezeli rakibimiz Galatasaray'a ya da başka takıma gitmişler ve Fenerbahçeye karşı oynamışlar. Fenerbahçe'den ayrılma sebepleri bazen para, bazen kadroda düşünülmemek, bazen gözden çıkarılmak, bazen ise vefasızlık olmuş. Ama hepsi ve ismini yazmadığım onlarcası bu durumu yaşamış. Onlar spor yapmaya ve para kazanmaya devam etmişler. Taraftarlar ise eskiden tribünden şimdi ise forumlardan basmışlar kalayı...
Acaba bazen formayı unutup içindekine fazla ve haketmedikleri değerler biçiyoruz da sonra "hakaret" etmeyi kendimizde hak mı görüyoruz? Yoksa asıl hatayı onlara biçtiğimiz değerlerle zamanında biz mi yaptık?
Bence biz sadece çubuklu formaya aşığız. Ve öyle kalmalıyız. O formayı taşıyana 3 ayda değer biçmek, kral, kraliçe demek yerine onları taşıdıkları formanın değerine layık mücadele etmeye mecbur bırakacak ortamı hazırlamalıyız. Sonra giden gider, kalan bizimdir. Gidenleri ara sıra iyi kötü hatırlarız oysa kalanlar marşımızda satır başı olmuşlardır.
Not: Sarı Lacivert çubuklunun asaletine ve onuruna yakışmayan malum isimler ne yazık ki formayı giymeye devam etmektedirler. Onlardan beklentimiz en azından üzerlerinde o forma varken susmaları ve layık olmaya çalışmalarıdır. Yoksa bu bünye onları asla kabul etmedi etmeyecek.

14 Temmuz 2009 Salı

Değişemezler, genetik yapıları bozuk !

Dünya üzerinde yıllar geçse bile değişmez olan nedir?
Bu sorunun somut/soyut çok cevabı olabilir. Ancak genetik yapılarındaki ittifak formülü dolayısıyla değişmeyen daha doğrusu değişemeyenler bizim konumuz.

Hayatlarında tek gayeleri var:
Fenerbahçe'nin karşısında olmak.
O zaman yancıları Trabzon henüz doğmamış.
Bu yüzden ikisi takılıyor kafalarınca...

Hal böyle olunca bu ikisine karşı Fenerbahçemizin değişmesi de beklenemez.
Bir ona, bir buna çakıyor tokadı.
Ne demişler :
"NUS İLE USLANMAYANIN HAKKI TEKTİR
TEKTİR İLE USLANMAYANIN HAKKI KÖTEKTİR"


Yazıyorrrr, yazıyorrr...

Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı yine yendiği yazıyorrrr...






Yazıyorrrr, yazıyorrr.
Fenerbahçe'nin Galatasaray'a yine fark attığı yazıyor.

Sevgili Nihat Genç abimiz şöyle der:
"Türkiye'de 17 Takımın senede iki kez Fenerbahçe ile maçı vardır".

Ve büyük taraftarımız ise şöyle der : "17 sini de üst üste koyalım..!"

20 Haziran 2009 Cumartesi

Yıllar Geçse Bile Bazı Şeyler Hiç Değişmiyor

4 Ocak 1978 Cumhuriyet Gazetesi Spor Sayfası...
Galatasaray takımı Hatuniç isimli futbolcuyu transfer eder. Ve bu transfer için 500.000 Lira verdiğini resmi makamlara beyan eder. Ancak ortalıkta bu transferin 5.000.000 Liraya yapıldığı söylentileri dolaşır. O zaman Türk Parası koruma kanunu ve dövizle ilgili yasal engeller var. Yani Galatasaray açıktan para öder ve vergi kaçırır, kanunu çiğner. Savcılık olaya el koyar. İstanbul Savcılığı Kaçakçılık Bürosu yabancı bir bankaya beyan edilenden fazla miktarda döviz yatırıldığını tespit eder. Ve bu miktara ilişkin maliye bakanlığı izninin olup olmadığı araştırılır.
Oysa durum daha ilginçtir. Hatuniç arkadaş sohbetinde İvançeviç'e "Ya bu Galatasaray bana 7,250,000 Lira verdi neden 5.000.000 Lira diye söyleniyor?!?!" der.

Ve Cumhuriyet spor yazarı Hıncal Uluç'un konuyla ilgili yazısından alıntı : "Hatuniç'e kaç milyonun nasıl verildiğini İstanbul savcılığı ve Mali Polis araştırıyor. Biz de bu para dışında ayda 90 Bin liranın maaş olarak verildiğini biliyoruz"...

Yıl 1978 ortalık karışık. Spor dünyası karışık. Vergi ve döviz kaçağı konusunda yıllardır değişmeyen bir gelenek o günlerde Hatuniç transferiyle gündemde.